Blog kullanım rehberi için tıklayınız.

30 Aralık 2012 Pazar

İçimdeki Kore Aşkı...

          Yılın son yazısı ile karşınızdayım sevgili çingular...
Adettendir bir yıl sonu yazısı yazmak. Genelde izlediklerim hakkında fikirlerimi paylaşan ben bugün size özel hayatımda bir parça anlatmaya karar verdim. Önceden uyarı da bulunayım...


          İşsizliğin dibine vuran ben başvurduğum web tasarımı kurslarından birine kabul edildim sonunda. Ve iki buçuk haftadır devam etmekteyim sevgili kursuma.
           Sabah şekeri modunda hafta içi hergün saat 1 ile 4 (pm) arası buluşuyoruz sınıfımızda, muhtemelen tamamı benden yaşça büyük kurs arkadaşlarımızla. Amacım tabiki sektör değiştirmek olduğundan dikkatlice dersleri dinliyorum. Onlar beni sessiz sakin kendi halinde bir kızcağınız zannetseler de, içten içte burnu büyük kendini beğenmiş biri olarak da görebilirler beni. Çünkü kimseciklerle konuşmuyorum. Günaydın bile demiyorum sınıfa daldığımda. Ama birşey sorulduğunda kocam gülümsem ile cevaplarımı veriyorum tatlı dilimle...
          Ah birde hapşırdığımda tanımadığım insanlar çok yaşa demese... "Hep birlikte desem" olmaz; elin kadını ile adamı ile niye hepbirlikte yaşayalım dimi? "Sizde görün" desem olmaz; "ben çok yaşacağım sende karşıdan bak aval aval demek" le aynı şey sanki...

          Tabi bu insanlar beni normal bir insan sanıyor hali ile buzdolabı kadar soğuk olsamda...

          Oysaki ben... kesinlikle bir deliyim... Az önce kurduğum sosyopat cümlede gördüğünüz gibi...

          İlk ders olarak Photoshop programını öğrenemeye başladık. Hoca birşey anlattıkça eve koşup kendime bir Siwon yapıştırma istediği fışkırdı içimden anlatamam size... Daha yapıştırma fırsatı da bulamadım ya neyse...

          Birgün resimler arıyoruz, saç rengi, göz rengi değiştirmeyi öğrenmek adına. Çann... başımı solumdaki bilgisayara bir çevirdim Aishwarya Rai... Benim hayatımda en çok beğendiğim bayan olduğu için kendileri sevgimin boyutunu varın siz düşünün artık. Anında pançak pançak oldu gözlerim. "Benim niye aklıma gelmedi, karşıma çıkmadığı" diye kahırlandım hatta. 1994 Dünya Güzeli'm Aishwarya Rai'ye "Aman bu zaten photoshoplu" dedikleri an... isyan bayraklarımı açmam için çıldırdı yüreğim ama son dakika engel oldum kendime.

          Ama bir sonraki mücadeliyi isyan bayrakları kazandı ne yazık ki...

          Bir başka gün tatlı resimleri arıyoruz netten. Web tasarımına geçiyoruz artık. Yanımdaki abi -muhtemelen en fazla benden bir kaç yaş büyük ama biz saygıyı elden bırakmayalım, mesafeyi koruyalım.- "Japon tatlılarına bakalım onlar daha gösterişli" dedi yanındaki arkadaşına.
Tabi benim kulak, göz, burun ne kadar organ varsa yüzümde direk oraya kaymaya başladı bu cümleden sonra. Hayır, gözetler duruma da geçmek istemiyorum ama içimdeki dürtüden kurtulamıyorum. 10 saniyede bir çaktırmadan bakıyorum falan. Bir tane çekik gözlü küçük kız resmine baktıkları sırada yanımdaki abi "Bunlar nasıl görüyor ya?" dedi. Ben "Görmüyorlar zaten" dedim kendimi tutamayarak. Yakalanmamak adına hemen kendi ekranıma yapıştırdım tabi kafayı akabinde. Onlarda ya duymadılar ya da salamadılar, ki bence sallamadılar. Neyse iyi de oldu. Yine saçmalayıp rezil olacaktım.

          Biraz sonra yanlışlıkla başımı çevirdim sağımdaki bilgisayara yine... Ana... Hyuna... Evet bildiğimiz Hyuna... Bizim Hyuna'nın resimlerine bakıyorlar. Tabi malum Hyuna bir sevimli ev kızı modunda, bir sexy lady tarzı dudak ısıran resimleri... Yine yanımdaki abi arkadaşına "Bu kız bir öyle bir böyle anlayamadım bende nasıl? Masum mu, değil mi insanın kafası karışıyor" dedi...ği an içimdeki canavar uyandı.
Bilinçsiz olarak şu cümle döküldü ağzımdan. "Öyle masum biri değil". (Ne dedim ben... Gangnam Styleci sanacaklar beni, boşa gitti yıllık emeklerim böhüüü....) "Sen nereden biliyorsun? Araştırdın mı yoksa" diyip yapıştırdı abi lafı suratıma. Yine bilinçsiz içimdeki canavar; "Yok araştırmadım da, Yakından tanıyorum" demez mi? (Yuhhh kızım Kübra yuhhh... Nereden yakından tanıyorsun. Askerlik arkadaşın mı, ip mi atladınız küçükken... Hayır onu bırak, gerçekten araştırma fırsatı da bulmuş değilim hala kızı... Resmen kendi düşüncem ile iftira ettim kıza, ben biliyorum havasını atmak uğruna.) İkisi de bir ağızdan "Tanıyor musun" diye hayret ünlemlerini etrafa püskürtünce "Rezilliğin dibine vurdum." cümlesi altyazı olarak geçmeye başladı beynimden.

          Hemen toparladım ama. "Yok yani tanımak değildi de çok sık karşıma çıkıyor. Öyle biliyorum" dedim. (Bu ara çok sık karşılaştım kendisi ile yalan değil şimdi.:D)
Şimdi desem ki; "Ben bir Kore fanıyım. Yatarım, kalkarım dizi izlerim, Türkçe şarkı dinlemem Korece dinlerim, Televizyon izlemem haftalık Kore dizisi takip ederim. Hatta 2,5-3 senedir böyleyim ki sonunda Korece'yi söktüm sayılır. Bak konuşayım mı?" diyemem ki.... Hayır üstüne para verselerde demem yani onlara... " Oraların yapımlarını izliyorum " diyip sıyrılmak istedim işin içinden. "Manga, anime falan mı izliyorsun" dedi bu sefer abi. Al sana Japonya ile Kore'yi bir tutan bir sıradan vatandaş daha...  "Yok onlar Japonların" desem de abi beni yine sallamadı ve "Du, ben bir film izlemiştim. Sana da önereyim" dedi. Eee öner, dedim içimden. Japon filmi izlemiyorum ne zamandır değişiklik olur.... 

          Ve Hachiko ile tanıştırdı beni. "Çok duygusal bir film. Resmen ağlattı beni" dedi. Bakıyoruz afişlere.. Tabiki o heyecanla anlattı bana, yanındaki arkadaşına ve yanımdaki ablaya filmi. "Gerçek bir hikaye. Sabihi küçükken alıyor köpeği büyütüyor. Hergün sahibi işe giderken trene kadar yolcu ediyor, işten dönüş saatinde de istasyona gelip sahibini alıyor. Sonra sahibi ansızım ölüyor. Ve o beklemeye devam ediyor. Gerçek bir hikaye bu" dedi. Ben büyük bir saflıkla "Hala bekliyor mu?" dediğim an... sınıfın arka tarafı gülmeye başladı. Meğer herkes bizi dinliyormuş. Kübra yine rezil. Ne biliyim ben; -yor eki kullanılınca bende hala yaşıyor sandım köpek, gerçek diyerek defalarca altını çizince bir de... Meğer olay 1930larda Japon sömürü zamanında yaşanmış.:D
           Neredeyse tüm sınıf bana gülse de abi ne demek istediğimi anladı ve o kısmı da açıkladı. Sonra biz abla ile tatlılarımıza geri yapıştık. Abi ile arkadaşı konuşmaya devam ettiler köpekten. Arkadaşı "Her köpek buna benzemez, bunun gibi olmaz." dedi. Abi büyük bir hiddetle "Benzemez tabi, her insan birbirine benziyor mu? " diyince ona gülmeye başladık bu kez... :D

          İçime gizlenen Kore canavarı hem beni hem abiyi millete maymun etti özetle. Ama daha çok eğlenecekmişiz gibi geliyor zamanla; bu canavar, abi ve ben sayesinde.... :))

          Tabi bu demek oluyor ki dramalar ve ben bir süre ayrı kalacağız. Bu demek oluyor ki benden beklediğiniz tanıtım yazılarına bir süre daha kavuşamayacaksınız.:))

24 Aralık 2012 Pazartesi

I Love Lee Tae Ri

          Bu yıl her yerimizi fantastik diziler sardı, sarmalıdı. Bence bunda Secret Garden, 49 Days gibi dizilerinin başarılı olmasının da payı var ki her kanal bu yıl birden fazla fantastik dizi ile karşımıza çıktı. Fantastik dizi kuşağını bu yıl Rooftop Prince ile açan ben o günlerde listeme konusunu beğendiğim I Love Lee Tae Ri'yi de hemen almıştım.

          14 yaşındaki bir oğlan aşkını korumak için bir dilek diler ve dileği gerçekleşip bir anda 25 yaşındaki bedenine sahip olur. Ve kendinden 14 yaş büyük, yanlızlığın dibine vurmuş Lee Tae Ri ile bir aşk dörtgenin içinde kendini bulur. Ruh değişimi yerine benden değişimi olan fantstik bir dizi olduğunu hesaba katarak çok eğleneceğimi düşünmüştüm. Peki beklediğimi buldum mu? Üzülerek söylüyorum ki, hayır...

          TvN bu yıl güzel dizilerle karşımıza çıkarken I Love Lee Tae Ri benim gözümde sınıfta kaldı. İzlerken sıkıldım, senaryo çok klasik göründü gözüme, eğlenceli sahneler yok denecek kadar azdı. Yada benim izlediğim sıralar pek keyfim yoktu, bilemiyorum.

          Herşeyden önce SM resmen Ki Bum'a yazık etti bence. Başrol olduğu bir diziye sahip olana kadar yaşlanmış zavallım adeta.:D Suju'nun aktivitelerine Sorry Sorry albümünde beri katılmayan ve oyunculuğu için çalıştığı söylenen Ki Bum yıllardır patlayan bir dizide oynasın diye bekliyordum ama umudum suya düştü bu dizi ile. Ne ondan beklediğim performansı görebildim ne de diziden tahmin ettiğim hissi yakalayabildim. Bunda Park Ye Jin ile Ki Bum'un uyumu yakalayamamasının etkisi var tabiki. Yine de hala sevimli oğlumuz.^^ Ben hala başarılı olacağına inanıyorum.:))

          Park Ye Jin ssi'yi Queen Seon Duk ve My Princess'den hatırlayacaksınız mutlaka. Özellikle My Princess de elinden süpergesi alınmış bir cadıydı kendileri. Burada onun tam tersi bir halde iyilik meleği rolünde.
          Sunny Hill grubunu duymuş muydunuz? Hiç alakam yok gruplar derseniz eğer Greatest Love dizisinin Tugın Tugın OST'unu söyleyen grup olarak tanıtmak isterim kendilerini. Zira benimde tek alakam o şarkı grupla. :)) Buradan varken istediğim nokta ise grubun üyelerinden JUB'un dizinin kadrosunda yer alması. Fakat bu kıza iki kat sinir oldum ben izlerken. Öncelikle bencil, kendinden başka kimseyi düşünmeyen, ortalık karıştırıcı klasik bir ikinci kadındı. İkincisi hiç sevmediğim kuzenlerimden birine benziyordu. :D
          Aşk dörtgeninin son elemanı Yang Jin Woo. İlk tanışıklığımız olduğu için yorum yok. Karakter olarak ise ne yaptığı belirsiz bir insancıktı. Bahsetmeye değmez.:))

          Dizinin benim için tek artısı Im Ho ssi idi. Kendisi çok sevdiğim ilk göz ağrılarımdandır. Hatta Ji Jin Hee ssi ile bir araya geldiklerinde tadından yemezler gözümde.:)) Özlemişim şebelek hallerini.


-Spoiler-
          Beğenmediysem de, kötülesem de sevdiğim bir kaç yer yok değil...:))
Resmen şok oldum. Beklemiyordum böyle bir tepki...:D

Çok sevimli kabul ediyorum. (Ki Bum'dan bahsediyorum.)

          Her dizinin olduğu gibi bu dizininde OST albümü var. Fena değil. Özellikle 2PM Junsu'nun sesinden dinlediğimiz Sevgim... Hoşçakal şarkısı albümün en iyi parçası denilebilir bence.:)) Neden? Çünkü ben bu sesi seviyorum.:))

         Özetle ben izlerken sıkıldım ve çok da özel bir şey yakalayamadım. Hatta küçük hayal kırıklığını bile yaşadım. İzleyip izlememek sizin boş vaktinize kalmış...



Adı: 아이러브 이태리 / Airobı Lee Tae Ri
Bilinen Adları:  I Love Lee Tae Ri, I Love Italy
Tür: Romantik, komedi, fantastik
Bölüm Sayısı: 16
Yayınlandığı Kanal: TvN
Yayın Tarihleri: 25.05.2012 – 17.07.2012
Yayınlandığı Günler: Pazartesi ve Salı 23:00

Oyuncular:

  • Park Ye Jin / Lee Tae Ri

  • Kim Ki Bum / Geum Eun Dong - Min Soo

  • Yang Jin Woo / Choi Seung Jae

  • JUB / Ha Soon Shim


OST:

01.Yaparım – 써니힐(Sunny Hill)
02.Sevgim... Hoşçakal 사랑…안녕 – Jun. K(2PM 준수)
03.Biz sevmeliyiz 우리 사랑할까요 – Kim Ji Sook, Min Hoon Gi 김지숙(레인보우),민훈기
04.Tuhaf 이상해요 – Son Ho Young 손호영
05.Rhapsodie Italienne – Various Artists
06.Neo Sonic Chiot Courant – Various Artists
07.Swimming Pool – Various Artists
08.Valse Italienne Amoureux De Toi – Various Artists
09.Neo Sonic Un Chat Sur La Bicyclette Blue – Various Artists
10.Neo Sonic Italian Piece For Orchestra In C Minor – Various Artists
11.Neo Sonic La Nostalgie – Various Artists
12.Neo Sonic Je Suis Fou De Toi – Various Artists
13.Love Theme For Italy – Various Artists
14.Love Poem – Various Artists
15.Neo Sonic Beau Moment D`amour – Various Artists
16.Je T`aime l`Italie! – Various Artists
17.Do It (Piano Ver.) – Night & Day
18.사랑…안녕 (Orchstrale Ver.) – Night & Day
19.우리 사랑할까요 (Bossanova Ver.) – Night & Day
20.Clair De Lune – Various Artists


22 Aralık 2012 Cumartesi

Herşeyin bir başı var; Mim: Kore ile Tanışmak...

          Sevgili Çatlak Agasshiciğim beni şu yazısında mimlemiş. Kendisine kocaman komawolarımı gönderip mimize geçiyorum.:)
          Mimimiz "Kore ile nasıl tanıştınız yada Kore hayatınıza ne zaman girdi?" sorusuna cevap arıyor.

           Zaten şu günlerde iç dökmeye fazlaca hesevli olan ben; en başından ve en ince ayrıntısına kadar herşeyi anlatarak, okumaya heves eden çingularıma uzunca bir yazı ile eziyet etmeyi planlıyorum. Baştan uyarayım.:))

           Hey gidi eski günler hey... İlk dizilerim... üstümde haftalarca kalkmayan etkileri... OSTlarını ne zaman dinlesem o günlere geri giderim adeta... Dae Jang Geum, Queen Seon Duk, You're Beautiful, Ji Jin Hee ssi, Lee Young Ae, Im Ho ssi, Bidam, Deokman, Hwang Tae Kyung, Go Min Nam...
Haftalık dizi takipleri sayesinde izlediğim Kdramaların sayısı 88'e dayansa da bugünlerde -88 nee yaa, söylerken utanıyorum artık...- bu ilklerin tadı hala damağımda. OSTları her dinleyişimde o günlere geri dönmek istiyorum. Çok sevdiğim biri beni terk etmiş hissi veriyor adeta...

          Fakat benim KDrama dünyasına girişim öyle tek bir drama ve tek bir günle olmadı. Hayatım çok efektlidir her zaman. Yani hiç birşey yapmadan kollarımı bağlayıp otursam bir hapşırık krizi gelir efekt yapar bana.


          Eskiden televizyonlarda Hint Filmleri gösterilirdi bilmem hatırlar mısın? Ben daha ilkokul sıralarındayken izlediğimi hatırlıyorum o filmleri. Evimize bilgisayar girdikten bir sürü sonra Hint Filmleri hayatıma tekrar renk katmaya başladı. Bugün Kore Dramaları nasıl izliyorsam o günlerde Bollywood Filmlerini -belki de 5 katı daha - büyük bir zevk ile izliyordum. Haftada en az bir kez mutlaka izlerdim. Sevgili Shahrukh'cuğum neler yaptığını takip eder. Tek kelime anlamaksızın videolarını izlerdim. Hatta Hintçe'm de gelişmişti bir dönem, araya Korece girince unuttum tabiki... Yıl 2007-2008, lise 3'e başladığım zamanlardı o zamanlar...

          Okuldan erken geldiğim günlerden bir gün annem ile kardeşimi televizyon izlerken buldum. Gözleri çekik, yeşilin hakim olduğu aynı tiplerde giyinmiş bir sürü kadının olduğu bir TRT dizisi, önemsemedim. Tekrar aynı diziye denk geldiğim bir başka gün annem " Bak çok güzel bu dizi kızım, biz kardeşinle izliyoruz, gel sende izle " dedi. Hemen sinir kat sayım arttı. " Onun yerine bir Hint Filmi çıkarsalar ne olurdu " diye söylene söylene "İZLEMEM BEN" diyerek kestirip attım. Aradan biraz zaman geçti. Yine okuldan erken dönmüştüm. Evde kimse yok, canım bilgisayarla da uğraşmak istemiyor, televizyona bir bakayım dedim. Annemin izlediği o dizi vardı yine TRT1'de. İzleyecek başka birşeyde yok hani, ehh bakalım nasıl birşeymiş, amacım anneme "ne saçma şey izliyorsun" demek... 5 dakika tartmak için bakmaya karar verdiğim diziyi izlerken buldum kendimi.
 
          O sırada yaz tatili de girince hergün izledim diziyi, hatta annem ile kardeşimin alay konusu bile oldum.:) Ortasında başladığım dizi, karakterlerini deli gibi sahiplendiğim dizi, hiç beklemediğim bir günde ansızım bitiverdi. Son yazısı gözümde patladığı an yaşadığım üzüntüyü anlatamam. O dizi Sarayın Mücevheri yani Dae Jang Geum'dı.
          Annemin gazları ile baştan başlatırlar umudumu kucağıma alıp, bir sonraki yayın saati karşısına oturduğumda, TRT'nin farklı bir Kore Dizisi ile karşılaşınca hemen televizyonu kapattım. Elinden şekeri alınmış çocuk gibi "Banane izlemeyeceğim." tepkileri ile döndüm bilgisayarımın başına. Sonraki çıkan dizide Goong'du hani.
         Herkes daha fazla dizi izlemek isterken bende durum tam tersi oldu. Zaten hep millet mersine ben tersine tersine...

         İzlediğim, sevdiğim tek Kdrama Dae Jang Geum, sevdiğim tek hanguk namja Ji Jin Hee ssi idi. Diziyi izlediğim dönemde "Şunların bir de normal hallerini görelim bakalım" diye google yapıştığımda ilk görüşte vurulmuştum Ji Jin Hee ssi'ye.

          Bir yıl sonraki yine bir yaz tatilinde çok sevdiğim Bollysever arkadaşım "Ş" sayesinde tekrar kavuştum Dae Jang Geum ekibine. Televizyonda bir çok kanal veriyordu bu kez. Arkadaşım ilk kez izlerken ben ilk bölümler ile birlikte tekrar izledim diziyi. Konuştukça içimizdeki Ji Jin Hee aşkı büyüdükçe büyüyordu hergün. -İzledikçe değil yalnız altını çizerim.:D-

          O sıralarda Ji Jin Hee ssi Evlenemeyen Adam dizisinde boy gösteriyordu. Aradım taradım, saatlerini hesapladım, KBS2'yi online buldum sonunda ve her pazartesi salı takıla takıla izledim tek kelime anlamadan diziyi. Hala Türkçe alt yazılısını bilmiyorum dizinin hatta.

          Jang Geum bu sefer bitince TRT'de inat etmedim ardından çıkacak diziyide izlemeye karar verdim. O da Denizler İmparatoru'ydu. Ama bazı sebeplerden onu bitiremedim. Tam o sırada üniversite başlayınca KDrama sayfası tekrar kapandı kısa süreliğine.


          Dedim ya kısa süre; ardından bir haber patladı: "TRT1 Güney Kore'de çekimleri devam eden Queen Seon Duk isimli diziyi yayınlanıyor. " şeklinde... Sevgili Bollysever dostilerimin ve özellikle "E" ablamın teşvikleri sayesinde bir kaç bölüm kaçırdıktan sonra başladım diziye. Yine aynı Dae Jang Geum tutkusu yapıştı içime. Tüm benliğimle izledim diziyi. Hissettiklerimi merak ederseniz tık tık...

          Dizi bitince yine bir kopuş yaşadım drama dünyasından. Hep birşeyler izleyesim var ama yol gösteren yok ki....:D Sonra birgün yine "E" ablamın önerisi üzerine You're Beautiful izlerken buldum kendimi. Ve başlangıç o başlangıç. 2010 Nisan'dan beri KDrama dünyası benim yeni dünyam oldu. Öyle ki Bolly dünyası sadece filmler ile sınırlanırken; Kore dizi, film, müzik, oppa, unni diyerek tüm medya dünyası ile hayatımda yerini aldı.

          Yaklaşık bir yıl sonra 2011 Şubat da 19. dramamı yani Hong Gil Dong 'u izlediğim sıralarda da burayı açmaya karar verdim. Amacım kesinlikle kendi kendime konuşmaktı. Ama hiç beklemediğim bir ziyaretçi sayısına sahibim şuan.:D


           Blogcuğum yakında 2. yaşını dolduracak bense drama dünyasında 5. yılımı dolduracağım neredeyse... Yani bir çok kişiye göre sunbae olduğum fark ettim şuan..:))









           Mimizi Sevgili unnim Ceylin'in Annesi' ne ve çok sevdiğim bloggerlardan biri olan sevgili Küçük Filozof'cuğuma yolladım, gitti. Umarım yazmak isterler... :))

8 Aralık 2012 Cumartesi

Mini Drama: Ma Boy...


3. bölümcük şahane bir dizi ile tanıştırıyorum sizleri sevgili çingular...
          Tooniverse kanalında yayınlanan gençlik dizi Ma Boy.
Hanguk Dramalarda çok sık gördüğümüz bir olay ruh değişimi ise diğer olay erkek kılığına girmiş kızlardır. Ama bu dizide olaylar ters açıdan ele alınıyor.

          Solda gördüğümüz aynaya bakarken kırım kırım kırılan kızımız Irene dizimizin başrol OĞLU... Evet yanlış yazmadım, bu benden daha alımlı varlık 1991 doğumlu bir namja.
          Hyun Woo gece gündüz demeden dansını beğendirip çıkış yapmak için çalışırken bağlı olduğu şirketin patronu amcasının borçları bahanesi ile kendi bir anda Irene olarak buluverir. Okula yeni gelen kokuşmuş isimli kızımız ile aynı odaları paylaşmak zorunda kalınca işleri karışacaktır.:)


Ben diziyi çok sevdim. 3 bölümcük olması ise büyük bir hayal kırıklığı. Konu olarak çok beğendiğim oyuncu seçimleri olarak çok beğendiğim, karakterlerini, espirileri çok sevdiğim bir dizi. Oyuncularını çok beğendim desemde gözüm başrol 3 karakter başkasını gözüm görmedi söylemek isterim hemen. Yoksa arada abuk karakterler var, uyarımı yapayım.

          Yeoja güzelliğine sahip oğlumuz TOUCH diye bir grubun sexy boy imiş. Grup çok parlak gelmedi bana ama umarım bu çocuğun yolu açık olur. Zira bu yakışıklı yüzün ekranlar uzak kalması kötü olur, değil mi?

         Dizimizin şanslı kızı bir çok dizide karşımıza çıkan, özellikle tarihi dizilerden hatırlamanızın daha yüksek ihtimal olduğu 1999'lu Kim So Hyun. TOUCH grubunu müzik videosunda da oynamış aynı zamanda.

         Dizinin komedi unsuru Tae Joon karakteri. 1993'lü Min Ho EXCITE grubun bir üyesi imiş.


          Mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Zaten 3. bölüm. Keşke daha uzun olsaydı, en azından 5 bölüm olsaydı diyeceğiniz, tadı damağınızda kalacak bir dizi. Şiddetle tavsiyemdir. Bırakın melodramları, tarihi etrikaları. Gençlik dizisi ile bilinciniz mutluğu yaşasın, içiniz yenilensin... :D



Adı: 마보이 / Ma Boy
Türü: Gençlik, romantik, komedi,
Bölüm Sayısı: 3
Yayınlandığı Kanla: Tooniverse
Yayın Tarihleri: 16.08.2012 - 30.08.2012
Yayınlandığı Gün: Perşembe 21:00


Oyuncular:

  • Kim So Hyun / Jang Geu Rim

  • Sun Woong / Irene - Hyun Woo

  • Min Hoo / Tae Joon


OST: 17.08.2012
1. 핑크렌즈 / Pink Lens - 치치 / Chi Chi