Blog kullanım rehberi için tıklayınız.

25 Eylül 2013 Çarşamba

Mim: Kimim Ben?

Uzunca bir aradan sonra blogcuğumuza bir mim daha teşrif etti sevgili çingular. Mimleri çok sevmeme rağmen çok mimsiz kalmışım gibi hissediyordum bu ara.:) Bu histen beni kurtaran sevgili Bulanık Beyin Ayşeciğime teşekkürlerimi iletiyorum ve öncelikle sizleri onun cevaplarına yönlendiriyorum., tık tık...

Önümüzde cevap bekleyen 10 soru var.

1.Ben Kimim?
Bugünlerde bu soruyu bende kendime sorar oldum. "Ben kimim? Neyim ben?" Kız desen diğer kızlar gibi değilim sanki, erkek desen o hiç değilim. :D Sanırım ben insanda değilim. Kesin uzaylıyım ben kesin.:))
Mars yada Venüs olamaz, Dünyadan daha sıcak. Kesin Jüpiterliyim ben...:D

Kısaca ben 22 yaşında olup 88 hisseten, dünyalı görünüp uzaylı gibi davranan, bugünlede acayipliğin dibine vuran, şuan grip olmanında etkisi ile ne dediğini bilmeyen bir Kore severim, Bolly severim, kendime sevmem ailemi severim.:))

Bloğunun Adı Nerden Geliyor?
Blogcuğum adı... Nasıl bulmuştum ben onu yahu... 88 yaşında hissetmeyeyim ne yapayım, herşeyi unutuyorum.:D

Sizlerinde bildiği gibi 2 kelimeden oluşuyor. Günlükleri kelimesi başlıkta yazdığı gibi "Oturduğumuz yerden dramalarla gerçekleşen bir yolculuk..."luğu ifade ediyor. Ekranın karşısında olsada, bizden bir haber olsalarda bir şekilde giriyor bu insanlar hayattalarımıza. Hayattımda nasıl yer edinmişlerden yola çıkarak oluşturduğum Kore Günlükleri sevgili Işık çingumun önerisiyle baş harfim 'K' 'yi tek tırnak içine alarak 'K'ore Günlükleri oldu. Böylece K'nin dizi günlükleri olarak duygu ve düşüncelerimi paylaşmaya devam ediyorum blogcuğumda.:)

Blog Açmaya Nasıl Karar Verdin?
Daha öncede buna benzer bir soruya cevap verdiğime hatırlıyorum. Blogları severek takip eden biriydim herkes gibi. Ama benim açmamam gerek yoktu. Ben onlar kadar eğlenceli ve güzel yazamazdım. Onun yerine Facebook da bir sayfa açtım, sevdiğim OSTları ve Dramalarından resimler paylaşmak için. Ama zamanla içimde bir de konularını yazsam daha düzenli olur sanki diye bir düşünce belirdi. Sonra sayfamı beğenenleri inceleyince çoğunluğun yabancı olduğunu fark ettim. Bende de bildiğinizi gibi İngilizce olmadığı için konuları yazabileceğim bir blog açmaya karar verdim. Şimdi bakıyorum da ne saçma bir sebepmiş. Her neyse tabiki yazmaya başlayınca konuların tamamen dışına çıkıp, sadece kendi düşüncelerimi paylaştığım bir yer haline geldi burası. Hemde başlar başlamaz.:D Zaten konu yazmayı da beceremem ben, tüm hikayeyi anlatırken bulurum genelde kendimi.:D

Neden Yaşam Bloğu?
Blogumu bir kez bile yaşam blogu olarak görmedim.:D Hafif bir deli modunda Kore dizileri yaşamımda yer edinse de burası tamamiyle uzakdoğu blogu.... Yaşam ile alakası yok burasının. Burası hayal dünyasının bir parçası. Başkaların hayal dünyasının benim hayal ve mantık dünyamla uyuşup uyuşmadığının bencilce duygularını barındırıyor sadece.

Kişiliğim?
Tek kelime ile tuhaf... IPKKND izleyenler Arnav'ın sürekli Khushi'ye "Aciiip hu..." dediğini hatırlarlar. İşte beni özetleyen cümledir o. Kimsenin aklından geçmeyen şeyler yalnızca benim aklımdan geçer. Komik, tuhaf hareketler ile bütünleşiverir bu düşünceler. Ve ortaya diziler ki kadar acayip bir varlık çıkar. Hem sakar hem akıllı, hem becereriksiz, hem yetenekli, hem dağınık, hem titiz.O varlık benim, o yüzden uzaylıyım.:D
Dipnot: Dizi izleye izleye bu hale gelmedim, yaratılışım böyle...:D

Güven kelimesi benim kişiliğimde anlamını yitirmiştir. İnsanlara kolay kolay güvenmen. O yüzden hep koca duvarlar vardır insanlarla aramda. Aşırı samimi olamam bir anda, alışık olmadığım bir ortamda espriler patlatmam, sessiz sakın köşede otururum. Biri birşey sorduğumda en içten şekilde, en bildiğim doğrularla sorulara cevap veririm ama ben soru pek sormam. Örneğin biri ile yeni tanıştığınızda "nerelisiniz" diye sorarlar. "Bursalıyım" der susarım. "Sen nerelisin" demek o an aklıma gelmez. Kötü niyetten değil, gelmez işte. Bu kadar soğukken ve bu kadar yüksek duvarlara sahipken nasıl bu kadar çok yakın arkadaşım var. Bende şaşırıyorum bazen.:D

Acayip olmamım sebebi birazda Balık olmamdan kaynaklanıyor sanırım.:))

Hoşlandıklarım?

Siwonn... haha bu sorunun cevabını herkesin bu şekilde beklediğini biliyordum. Sizleri hayal kırıklığına uğratmak istedim.:D

Birşeyler izlemeyi çok seviyorum izleme listelerimin uzunluğundan anlayacağınız üzere. İçinde aşk olan, komedi olan ve bunları belli bir düzeyin altına düşürmeyen yapımları izlemeyi çok seviyorum. Ben biraz geri kafalıyım, modern dünyanın bazı rahat kuralları bana göre değil. O yüzden her dizi-filmde bana göre olmuyor malesef...

Müzik dinlemeyi çok seviyorum. Özel bir müzik tarzım yok. Ben tarzları değil, içime işleyen sesleri, kulağıma hoş gelen ritimleri, sözleri hoşuma giden şarkıları dinlemeyi seviyorum. Tabi dinlediğim her ülkenin şarkılarını anlama imkanım yok. Ama benim için müzik dil, cinsiyet ayrımı olmayan bir etken. Ama din ayrımı başka. Kalkıp Hristiyan ilahisi de dinlemem yani...:D

Ama en sık dinlediğim müzik dizi OSTları yani Kpop ve Bolly filmlerinin şarkıları...

Türkçe müzikle aramıza bazı psikolojik sebeplerden ötürü yıllar önce kedi girdi.:D Sanırım Türk Pop Müziği ile kalite arasına da aynı kara kediden girmiş ki bu süre zarfında; eski şarkılar gibi güzel şarkılar yok şimdi piyasada...


Bir de yazmayı seviyorum sanırım. Hatta 3 kez birincilik ödülü almıştım okul yıllarımda.:) İleri de bir de bakmışız yazar olmuşum. Önce bir gazetenin köşe yazarı. Sonra yalandan röportaj yapıyorum Korelilerle. Tabii benim bilgi birikimin daha çok olduğundan daha inandırıcı olur.:))

Hoşlanmadıklarım?

Günaydın kelimesi... Son 6 yıldır nefret ediyorum bu kelimeden. Hakaret gibi sanki. Günaydın. Sana ayan gün bana aydı mı bakalım. Günün ayması seni mutlu ederken beni gıcık ediyor belki. Tünaydın da çok salakça... G olmuş t... bir şeyin özentisi gibi... çakması gibi...

Böcekler... Hele bu yaz akrepte soktu ya beni... Korkulu rüyam böcekler gerçek bir kabusu dönüştü resmen...

Ayrıca sahte insanlar, sahtekarlığı gözlerinden paçalarından her yerinden aktığı halde karşısındaki düşünüyormuş gibi yapıp onu alttan alttan yeren insanlar, herkesin her işine burnu sokan insanlar, hiçbir halt bilmediği halde senin hayatını senden daha iyi biliyorum tavrındaki insanlar, aşırı bencil insanlar, başkalarını küçümseyen insanlar, kendi doğrularımı savunacağın derken başkalarını görüşüne ve inaçlarına saldıran insanlar, aklı bir karış havada burnunun ucunu göremeyen kafdağını bulduğunu ve orada yaşadığını sanan insanlar, acıma duygusu olmayan insanlar, ders almayan insanlar, başkasının sırtından yaşamayı seven amipimsi insanlar... Özetle ben insanları sevmiyorum sanırım.:))

Ah bir de tanımadığım insaların bana çok yaşa demesinden hoşlanmıyorum dışarıda. Ne diyeceğimi saşırıyorum.:)


En Çok Sevdiğim Makyaj Malzemem?

Çok ağır makyaj yapmadığım halde, çok seviyorum makyajı. Benim için makyajın temeli pudra. Pudra olmadan makyaj yapmış saymam kendimi. Gerçi açık renk kullanıyorum. Belki belli bile olmuyor ama ben seviyorum keritayı.:)

Çantamda olmazsa olmazım?
Cüzdan, tarak, su, kağıt mendil, pudra...:)

En Son Okuduğum Kitap?
Lotus Yayınları Korece 1. Elimden düşmüyor elime geçtiğinden beri...:)) Yine de öyle güzel kullandım ki hala gıcır gıcır. Yakında 2.sini alacağım inşallah...

Mimi yazmak isteyen herkese pasladım gitti....:)

24 Eylül 2013 Salı

You're My Pet


Orijinal adı: 너는 펫 / Neoneun Pet
Bilinen Adı: : You're My Pet
Yönetmen: Kim Byung Kon
Vizyon Tarihi: 10 Kasım 2011
Süre: 110 Dk

Oyuncular:
  • Kim Ha Neul - Ji Eun Yi

  • Jang Keun Suk - Kang In Ho

  • Ryu Tae Joong - Cha Woo Sung

  • Jung Yoo Mi - Lee Young Eun


Konusu: Sert güçlü bir iş kadını yağmurlu bir günde kapısının önünde bir kutu bulur. Kutunun içinde yaralı genç bir erkek vardır. Onu evine alıp tedavi eden kadın bir anda insan cinsi bir köpeğin sahibi oluverir.

Film 2000-2005 yılları arasında yayınlanan bir Japon mangasından uyarlama. 2003 yılında uyarlanmış bir de JDraması mevcut manganın.

-Spoiler-
Ben film çıktığından beri Jang Geuk Suk için ve komedi türü olduğu için izlemek istemiştim ama bir türlü kısmet olmamıştı. Forumlarda film hakkında genelde kötü yorumlar okudukça izleme isteyim kaybolmadı desem yalan olur. Ama blogcuğumda bu film için o kadar çok öneri aldım ki sonunda izleyebildim filmi...

Okuduğum onca olumsuz yoruma inat ben sevdim filmi. Hele filmden sonra JDramasını izleyince daha sevdim sanırım. Sonu belli başı biraz tuhaf bir giriş olsa da daha elle tutulur bir tarafı vardı. Daha Korelilere göre bir giriş olduğuna karar verdim, diziyi izleyince. Kendilerine uydurmuşlar ve bence başarılı olmuşlar. İlk kez bir uyarlamanın başarılı olduğuna karar verdim sanırım. Evet filmde konunun işlesinde eksik yerler çoktu ama eğleneceli hoş bir filmdi bana göre. :) 10 bölümü 2 saate sığdırmak için bazı şeyleri göz ardı etmeleri gerekirdi. Bunu herkes hoş karşılamalı bence.

Eğlenceli komik bir filmdi benim için... Geun suk'un kafasına yediği çaplaklarla, kolunu kopracak güreş hareketleriyle, tekme tokat yediği dayaklarla çok eğlendim ben. Hak etti yediği sopaları. ohh olsun...:D



 Ceza almış Jang Geun Suk çok sevimli görünüyordu. :)) O kızımsı saçları konusunda hep şikayetçi olan ben sonunda o kızımsı saçların bir işe yaradığına sevindim. :D Sevimli bir ev köpeği görünümüne yardımcı olması.:D Dizideki Matsumoto Jun'dan daha çok benziyordu saçları sayesinde kızın ölmüş köpeğine. :))

Bir de gerçek köpekle oyuncak için kavga etmesi haha...:D Diziye göre film gerçek bir romantik komediydi. İnsandan köpeciğin sorunları yoktu. Varsa da filmde işlenmemişti. Kadında o kadar gururuna düşkün, acılar içindeki biri değildi. Etrafında 3 arkadaşı vardı. Aşırı yalnız değildi, normal sosyal bir hayatı vardı. Dizinin aşırı kasvetli duygusal havası yerine filmde canlı, eğlenceli bir hava vardı demek istediğim.

Film bir açıdan kadınlar erkelerine it gibi davranmayı sever fikrini verirken :D, dizi insanları birbirine bağlayan rahatlık, güven, ihtiyaçtır ki bu bir anlık gelişen hoşlantıdan daha farklı ve daha kalıcı bir boyuttur mesajı veriyordu. Bu yüzden dizi duygusal, film komikti.:)
"Dangyonhaji... Saranghajimaaa...:D" derken buldum burada kendimi bir anda. Klasik fan girl moduna bağlamasam olmazdı...:D

Dizi olsa ne güzel olur demiştim izlerken ama dizisinden pek memnun kalmadım özetle. Diziden memnun kalmayınca filmin değeri gözümde seviye atladı...:))

Ama bu durum Jang Geun Suk'un aldığı dans derslerinin yetersiz kaldığı gerçeğini değiştirmedi malesef.:)

Bu arada bazıları Kim Ha Neul ssi'yi sevmiyorlarmış, benim kendisi ile de oyunculuğu ile de problemim yok. Ama sevmeyenlere filmin sonunda Kim Ha Neul 'ın köpek muamelesi görmesi eğlenceli gelebilir.:D

21 Eylül 2013 Cumartesi

Jackal is Coming - Kim Jae Joong


Orijinal adı: 자칼이 온다 / Jakali Onda
Bilinen Adı: : Codename: Jackal / Jackal Is Coming
Yönetmen:  Bae Hyeong-Jun
Yazarlar: Oh Sang-Ho
Vizyon Tarihi: 15 Kasım 2012
Süre: 107 Dk

Oyuncular:
  • Song Ji Hyo - Bong Min Jung

  • Kim Jae Joong - Choi Hyun


  • Han Sang Jin - Takım Lideri Shin

  • Oh Dal Su - Şef Dedektif Ma

  • Kim Sung Ryoung - Angela



          Konusu: Başı sapık takipçilerle dertte olan Hallyu Star Choi Hyun ve onu öldürmeye gelen acemi katil... Konusu heryerde yazıyor zaten.:) Ben direk kendi düşüncelerime geçiyorum.
Yani burdan sonrası spoiler olabilir, izlemeyenlerin bilgisine...:))

          Bu film benim için tam sınırda kalmış bir film oldu. Ne iyiydi diyebiliyorum, ne de zaman kaybıydı diyebiliyorum. Ama "Jae Joong'un bir röportaj da övdüğü film, bu muydu" da demedim değil.:)
Çok başarılı diyemem yani. Tamam güldüm, eğlendim ama boşluğu çok vardı bana göre. Ritmi olması gerekenden daha ağırdı sanki. Kendini izlettiriyor film ama Jaejoong'un hatrına birazda sanırım. Hele sonu,  varmak istediği nokta; aslında "vah şingihada" tarzında bir tepkisi almak için yapılmış. Ama daha çok havada saçmalık konusu esiyor gibi yada çok klasik bir son olduğundan istenilen tepkiyi yaratmadı bende, bilmiyorum. Yani bence Jaejoong'un övdüğü kadar yok ama çok da kötüydü diyemem. Orta şekerli işte. Sanırım ben beklentimi çok yüksek tutum filmden. Tamam komedi filmi olmuş ama ne biliyim hikaye çok çarpık. Anlatılmak istenilen bir çok konu var ama içinde uyum yok. Komedi filmi olmuş ama bir bütün olamamış sanki film. Belki de montaja kurban gitti, kim bilir...

Görmüş olduğunuz üzere ben kendimle baya bir cebelleştim film için. :)) Sadece filmi eleştirmekle değil, Jae Joong'u da eleştirmek konusunda da baya cebelleştim kendimle. Kötü birşey söylemeye de kıyamıyorum ama yinede söyleyeceğim sanırım biraz sonra...:D

Film tanıdığım bir çok oyuncuğu katmış kadrosu. Nereyse çok az yabancı yüz vardı benim için.:)

Hikayenin baş kahramanı Song Ji Hyo'yu hepimizin Goong'dan tanıyoruz. Ben kendisini orada pek sevmediğimden, burda da seveyim zahmetine girmedim hiç. :)

Hikayenin baş karakteri hatun kişisi olsa da, Jae Joong eziyetten eziyete sürülüp, tipi dağılmış bir halde olsa da, film tam bir JaeJoong fan servisti. Kaslı cıbıl JaeJoong, kiss sahnelerinin taştığı JaeJoong, işveli çilveli katili ikna etme çabalarındaki JaeJoong, kadınını koruyan yürekli JaeJoong, vs. vs...

Ah birde her önüne gelen Jae Joong'a yapışmasaydı... adamın dudakları eskidi resmen bee...:D

Jae Joongcum iyi hoşta; her izlediğim yapımda daha da geri gidiyor sanki oyunculuğu, ilerlemesi gerektiği yerde... İlk izlediğim Protect the Boss da, Dr.Jin ve bu filme göre daha iyiydi sanki. Tamam filmde, bazı bölümler çok sevimliydi ama sanki rol üstüne çok sahte duruyordu genelinde. Oyunculuk için 40 fırın ekmek lazımmış gibi sanki...

Filmin en komik kısmı JaeJoong'un ağzı bantlıyken menajeri ile telefonda konuşmasıydı. Altyazı yapmışlar Korece filme o kısmı. Durdurup durdurup okumak zorunda kaldım ama çok güldüm. İkisi apayrı şeyler söylüyordu.:) O kısımda JaeJoong süperdi. (Öveyin azıcık da vicdanım rahatlasın.:D)

Tanıdık diğer iki oyuncu Han Sang Jin ve Oh Dal Soo'ydu.

Takım lideri Shin rolündeki Han Sang Jin ssi'yi ilk kez Yi San'da tanışmış ve sevmiştim. Fark ettim ki bu ajussiyi izlemeyi özlemişim.:) Filmde çok acıdım ama kendisine. Delilerin için ne çekti adam beee.. yazık... :D
Dipnot: ses tonu ne kadar karizmaymış yalnız öyle... Dimi? :D

Oh Dal Soo ssi ise Salamander Guru da çıkmıştı karşıma.

Filmin en hoşuma gitmeyeni ise Kim Sung Ryoung ssi. Sevmiyorum bu kadını, bu kadın 1, Park Si Yeon 2... :D

20 Eylül 2013 Cuma

Love At Sarangbang

Orijinal adı: 사랑방 선수와 어머니 / Saranbang Seonsuwa Eomeoni
Bilinen Adı: : Love At Sarangbang /  Swindler in My Mom's House / The Houseguest of My Mother
Yönetmen: Im Young-Sung
Yazarlar: Im Young-Sung, Bae Se-Young

Vizyon Tarihi: 22 Ağustos 2007
Süre: 107 Dk.

Oyuncular:
  • Jung Joon Ho - Duk Geun

  • Kim Won Hee - Hye Joo & Go Eun Ah - Ok Hee



          Aralarında 15 yaş farkı olan olgunlaşmamış anne ve ergenlik yıllarındaki kızı arasına düşen yakışıklı dolandırıcının hikayesi Saranbang Sonsuwa Omoni.

          Eğlenceli ortalama bir filmdi bana göre. Çok şey beklemeden çerez niyetine izlenecek hoş bir yapım. Ben aynı gün içerisinde 3 kez yarım bırakmak zorunda kaldığımdan filmin tam tadını alamadım ama yine de hoştu.:))

          Filmin beni en çok rahatsız eden sahnesi  kadının böcek öldürdüğü sahneydi. En çok güldüğüm kısım ise kadının yanlışlıkla adamın yanında uyuduğu ve kafasına ayakkabıları yediği kısımdı.:)

          Kızı oynayan Go Eun Ah'ı bana çok tanıdık geldi film boyu. Meğer kendisi Kpop-Ultimate Audition dizisinin erkek fatmasıymış. Neden bilmiyorum ama bu da bana dizinin şoku oldu.:D

video

Dün izlediğim bu arada filmi,
 ne kadar hızlıyım bu kez, uzun zamanda sonra... 
Tarihe geçin bugünü...

17 Eylül 2013 Salı

Nail Shop Paris

          Sizleri uzun süredir JDramalarla havadan sudan yazılarla oyladığımın farkındayım. Kore Dramaları paylaşmıyorum demek onları izlemekten vazgeçtim demek değil, tahmin edebileceğiniz gibi.:)

İzleme Listemde 101 sırada yer alan Nail Shop Paris ile sizlere bir süpriz yapmak istedim bugün...:))

          MBC Queen kanalında yayınlanan 10 bölümlük mini bir dizi Nail Shop Paris. KDramalar da ne kadar klasik olursa olsun çok sevdim iki konu vardır. Biri fantastik hikayeler; ruh değişimleri, gumiholar vs., diğer ise oğlan kılığına giren kızlar. Bu iki hikayeyi izlemekten daha zevklisi yok benim için.:) Bir suoju manga, harem manga tarzında, erkek fatmanın etrafındaki tüm oğlanlar sartıntıya uğradığı, eğlencesinin de ayrı bir hediye olduğu sevilesi yapımlar benim için erkek fatmalar...
          Özet kadar hızlı girişi olan ama garip bir sona bağlanan diziyi inanması zor ama ben çok sevdim. Ama tavsiye etmek konusunda kararsızım. Zira herkesin sevebileceği bir tarzı olmayabilir sonucu.Yine de tekrar söylüyorum ben çok sevdim.:))

-SPOİLER-


          Bu kez erkek fatmamızı KARA Gyu Ri oynuyor. Yazar olan ve orjinal bir hikaye yazmak için sadece erkeklerin çalıştığı Nail Shop Paris'e çalışmaya başlıyor hikaye gereği. Gördüğüm en soğuk erkek fatma kendileri. Yahu kızda ruh yok sanki. O kadar soğuk ki, insanlara soğuk, oyunculuğu soğuk... Kara'yı pek bilmem, gruptaki ya da gerçekteki hali nasıldır bilmiyorum ama dizide çok soğuk kendisi. Gerçi bir keresinde  SS501 ile katıldıkları programda  izlemiştim Gyuri'yi. Hyun Joong'un 2-3 katı tuhaf cümleleri olan bir kızdı.:))

          Ama onun soğukluğunun yanında oğlanlar çok yakışıklıydı. Hele o Alex ekrana her çıktığında "çalsenggin (yakışıklı)" demekten dilimde tüy bitti resmen.:)) Dizide MBLAQ Cheon Doong'un dizide olmasına ayrıca sevindim. Mono Lisa performansı izlerken ilk gözüme takılan oydu. Ama en çok Kay karakterini sevdim.

          Ben karakterlerini seve sevine durayım, onlarda müşterinin sadece tırnak bakımlarını değil, özel hayat sorun giderici görevini de üstlendiler. Tahmin edersiniz ki başarılı da oldular. Ama beni rahatsız eden kendi hikayelerini özet modunda geçerken onlarına aşırı yoğunlaşmalarıydı. Yine güzel, anlamlı bölümlerdi her ne kadar klasik olsalarda. 

          Üç yakışıklı oğlanın içinde kendini bulan erkek fatmamız romanını bahane ederken Alex'i sapık gibi takip ededursun, Alex'i niye takip ettiğini anlamaya çalışan Kay de onu takibe başlar. Böylece 1. ve 2.adam kim anlamış oluruz.

          Her KDrama'da olduğu gibi gönül istedi ki 2.adam kazansın. Alex'i çok beğenmeme rağmen, kızı almasına gönlüm razı olmadı bir türlü. Çünkü Alex'in sevgisi çok aceleye gelmişti. Öğrendikten hemen sonra hoşlanmaya başlaması, gerçekten hoşlanmaktan uzak gibiydi. Oysaki "İlk geldiğin günden beri kız olduğunu biliyorum" deseydi, o zaman "hee" dicektim "Canım hep hoşlanmış kızdan yazık." Ama Kay ile aynı anda öğreniyor halbuki Kay ondan kilometrelerce ötede duygu olarak.:)

          Kay karakterini sevmemdeki en büyük etki aşkıydı. Sevgisinin gerçekliği, samimiyeti duyguları...Sonuna kadar gidebilecek, güvenilir biri, boşitta, kaba, acıların çocuğu... Özetle her hatunun beğeneceği tüm kiriterler var onda.:)) Böyle olunca da vicdan Kay'in tarafını tutuyor işte.:))

          Ama Kay'ı gözümde yükselten şey erkek fatmanın kız olduğunu öğrendiğinde verdiği tepkiydi. Kpop - The Ultimate Audition yazımda "Biri de öğrenince kızın boynuna atlasın. Oh iyi ki kızsın, seni seviyorum" desin diyerek sitem etmiştim. İşte Kay de tam böyle yaptı. Bunun sonucunda bende level atlaması da kaçınılmaz oldu tabiki...:))

          3.Adamımız Jin'e gelirsek çok sevimliydi. Kendini beğenmiş cümleleri, Kay'ın onu rahatlığını, kıza samimi olmasını kıskanması beni çok eğlendiren sahneler oldu.:)) Jin'in ilk kız olduğunu öğrenmesi ve başka biri ile çıkarak bu karmaşık aşk üçgeninden uzak olması da ayrıca güzeldi bana göre.:))
Doğru valla... Hele bir de evlesinler bak, tamamen siliyorlar diğerlerini hayatlarından...:))
Hepimizin Gumiho'dan anladığı: Lee Seung Ki maceraları...:))
Alexcim yakışıklı olduğunda kadar akıllı, anlayışlı, iyi kalplisin ama yavaşsın anacım, çok yavaş...:D
Bu cümle beni resmen bitirdi. "Eski Türk filmi mi izliyorum ben, n'oluyor yahu" oldum bir an. Bu kızın hikayelerini gerçekten sevdiklerine inanamıyorum hala.:))

          Ama dizinin en tuhaf kısmı erkek fatmanın sapık gibi sürekli (2 kere-herşeyi abartma eğilimi var bende:D) Alex'i öpmesydi.


-Final Spoi-
          Kızın yazdığı romandaki konuşma tarzları çok komikti, o sahneleri eğlenerek izledim. Ama Kay'in çok havalı olduğunu söylemek isterim. Hikayesinde kazanan Alex olsa da, gerçekten kazanan Kay'di ve böyle her iki adamda kazanmış oldu ilk aşamada.


          Dizinin fantastik kısmını ise hiç beklemiyordum. Hayır yani olayı fantastik boyuta bağlamasalardı da gayet güzel heyecanlı bir diziydi, ne gerek vardı gumiho kısmını anlamadım aslında. 
          Bu da ikinci aşamaydı işte. Kızımız Kay'i seçti ama Alex'i de gumiho yapıp Kay mefta olduktan sonra sonsuz kadar birlikte yaşacaklar hissi vermeleri, Kay'in sinir olduğu gibi Kay'i çok zavalı bir duruma düşürdü ama onun asla haberi olmayacak.:))

          Kısacası ben ikinci adamın kazandığı dizileri çok seviyorum ama bu defa her iki adamda öyle saçma bir final olmasına rağmen kazandı ya yetti bana, gerisini önemli değil.:D

Adı: 네일샵 파리스 / Neilşyap Parisı
Bilinen Adları: Nail Shop Paris, Nail Salon Paris
Tür: Romantik, Komedi, Fantastik(!)
Bölüm Sayısı: 10
Yayınlandığı Kanal: MBC Queen
Yayın Tarihleri: 03.05.2013 – 28.06.2013
Yayınlandığı Günler: Cuma 23:00

Oyuncular:
  • Park Gyu Ri / Hong Yeo Joo

  • Jun Ji Hoo / Alex - Kim Ji Hun

  • Song Jae Rim / Kay - Kang Jong Hyuk

  • Cheon Doong / Jin

  • Han So Young / Kim Ji Soo

  • Kim Chae Yun / Geum Mi Rye

  • Byun Woo Min / Woo Min


OST:
Nail Shop Paris OST Part 1
1. Bekleyeceğim (기다릴 거에요) - Park Gyu Ri/Kara (박규리/카라)
2. Bekleyeceğim (기다릴 거에요) - Enst.
Nail Shop Paris OST Part 2
1. Birşey Söyleme (아무말도 하지마) - Bong Gu/Gilgubongu (봉구/길구봉구)
2. Birşey Söyleme (아무말도 하지마) - Enst.
Nail Shop Paris OST Part 3
1. Kollarımda (그대여 내 품에) - Min Hoon Ki (민훈기)
2. Kollarımda (그대여 내 품에) - Enst.

6 Eylül 2013 Cuma

Salamander Guru OST - Seni Seviyorum (Sunny Hill)

          İlk Korece çevirim ile karşınızdayım sevgili çingular...
Salamander Guru tanıtımında Sunny Hill'den Saranghanda şarkısını çok sevdiğimi ve basit sözlerinin olduğundan bahsetmiştim. Sizlerle paylaşmak için ilk Korece-Türkçe çevirim olarak bu şarkıyı seçtim. İngilizce bilmediğimden direk Korece'den bilgim yettiğince çevirmeye çalıştım. Profesyonel Korece de bilmediğimden mutlaka hatam vardır. Korece'sinden emin arkadaşların düzeltmelerine kapım ardına dek açık...:))




사랑한다 내가 참 미쳤지
saranghanda nega cham michyotji
Seni seviyorum, ben tam delirdim.
(Seni severken ben delirdim)

너때문에 또 맨날 울면서
nottemune tto mennal ulmyonso
Senin yüzünden de her zaman ağlıyorum

아파도 웃고있잖아
apado utgoitjana
Acısa da gülerim bilirsin

가슴이 타도록
gaseumi tadorok
Gögsüm yanıyor

난 죽어도 너만 사랑해
nan jugodo noman saranghe
Ben ölsem de seni seviyorum

믿었던 사랑이 깨지고
midotdon sarangi kkejigo
Güvenilen aşk kırıldı

내맘도 깨지고 다쳐
nemamdo kkejigo dachyo
Kalbimde kırıldı yaralandı.

아파도 약이 없어 아픈데 약이없어
apado yagi obso apeunde yagiobso
Acısa da ilaç yok, hastalansa da ilaç yok.

두눈을 감아도 보여 두귀를 막아도 들려
dununeul gamado boyo dugwireul magado deullyo
İki gözümü kapatsam da görüyorum, iki kulağımı tıkasam da duyuyorum.

어떡해 난 어떡해 널 사랑하면 안됐어
ottokhe nan ottokhe nol saranghamyon andwesso
Ne yapayım, ben ne yapayım, seni sevsem olmuyor
(Nasıl, ben nasıl, seni sevsem olmuyor)

자꾸만 미쳐가 너땜에 돌겠어
jakkuman michyoga notteme dolgesso
Defalarca çılgınca senin yüzünden taşlaştım
(Defalarca delirdim, senin yüzünden taşlaştım.)

아무것도 못하겠어 사랑의 기억과 추억땜에
amugotdo mot-hagesseo sarange giokgwa chuoktteme
Hiç bir şey de yapamıyorum, aşkını hatırlamaktan ve anıların yüzünden

생각에 미쳐가 너땜에 죽겠어
senggage michyoga notteme jukgesso
Sanırım delice senin yüzünde ölüyorum.
(Düşündükçe delirdim, senin yüzünden ölüyorum.)

하루하루 못견디게 니가 너무너무 보고싶어
haru haru motgyondige niga nomu nomu bogosipo
Gün be gün tahammül edemiyorum seni çok çok görmek istiyorum

사랑한다 내가 참 미쳤지
saranghanda nega cham michyotji
Seni seviyorum, ben tam delirdim.
(Seni severken ben delirdim)

너때문에 또 맨날 울면서
nottemune tto mennal ulmyonso
Senin yüzünden de her zaman ağlıyorum

아파도 웃고있잖아
apado utgoitjana
Acısa da gülerim bilirsin

가슴이 타도록
gaseumi tadorok
Gögsüm yanıyor

난 죽어도 너만 사랑해
nan jugodo noman saranghe
Ben ölsem de seni seviyorum

사랑은 눈물로 시작해 끝없이 내리는 눈물
sarangeun nunmullo sijakhe kkeutobsi nerineun nunmul
Aşkın göz yaşları ile başladı, durmadan düştü göz yaşları

너땜에 아픈날도 너땜에 행복했어
notteme apeunnaldo notteme hengbokhesso
Senin yüzünden hastalansam da, senin yüzünden mutluyum

두눈에 니모습만 보여 두귀에 니목소리만 들려
dunune nimoseumman boyo dugwie nimoksoriman deullyo
İki gözüm sadece sana bakıp görüyor, iki kulağım sadece senin sesini duyuyor.

안되겠어 안되겠어 널 지우는건 못하겠어
andwegesso andwegesso nol jiuneun-gon mot-hagesso
Olmuyor olmuyor seni silmek istesem yapamıyorum

자꾸만 미쳐가 너땜에 돌겠어
jakkuman michyoga notteme dolgesso
Defalarca çılgınca senin yüzünden taşlaştım
(Defalarca delirdim, senin yüzünden taşlaştım.)

오늘도 난 내일도 난 사랑이 다시오길 기다린다
oneuldo nan neildo nan sarangi dasiogil gidarinda
Bugün de ben yarın da ben aşkını tekrar almayı(kazanmayı) bekliyorum

생각에 미쳐가 너땜에 죽겠어
senggage michyoga notteme jukgesso
Sanırım delice senin yüzünde ölüyorum.
(Düşündükçe delirdim, senin yüzünden ölüyorum.)

하루하루 못견디게 니가 너무너무 그리운데
haru haru motgyondige niga nomu nomu geuriunde
Gün be gün tahammül edemiyorum, seni çok çok özlüyorum

사랑한다 내가 참 미쳤지
saranghanda nega cham michyotji
Seni seviyorum, ben tam delirdim.
(Seni severken ben delirdim)

너때문에 또 맨날 울면서
nottemune tto mennal ulmyonso
Senin yüzünden de her zaman ağlıyorum

아파도 웃고있잖아
apado utgoitjana
Acısa da gülerim bilirsin

가슴이 타도록
gaseumi tadorok
Gögsüm yanıyor

난 죽어도 너만 사랑해
nan jugodo noman saranghe
Ben ölsem de seni seviyorum

넌 내맘을 몰라 넌 내맘을 몰라
non nemameul molla non nemameul molla
Sen ne hissettiğimi bilmiyorsun sen ne hissettiğimi bilmiyorsun
(Sen kalbimi bilmiyorsun, sen kalbimi bilmiyorsun.)

왜 자꾸날 피해 나의 바보야
we jakkunal pihe naye baboya
Neden her seferinde, zarar gören aptal benim
(Neden defarlarca gün, zarar gören benim aptal)

속상해 난 너땜에 미치겠어
soksanghe nan notteme michigesso
Üzgünüm(üzücü) ben senin yüzünden deliriyorum

널 사랑한다 난 너땜에 울고있어
nol saranghanda nan notteme ulgoisso
Seni seviyorum, ben senin yüzünden ağlıyorum

사랑한다 내가 참 미쳤지
saranghanda nega cham michyotji
Seni seviyorum, ben tam delirdim.
(Seni severken ben delirdim)

너때문에 또 맨날 울면서
nottemune tto mennal ulmyonso
Senin yüzünden de her zaman ağlıyorum

아파도 웃고있잖아
apado utgoitjana
Acısa da gülerim bilirsin

가슴이 타도록
gaseumi tadorok
Gögsüm yanıyor

난 죽어도 너만 사랑해
nan jugodo noman saranghe
Ben ölsem de seni seviyorum

아파도 웃고있잖아 가슴아파도
apado utgoitjana gaseumapado
Acısa da gülerim bilirsin, gögsüm acısa da

이렇게 널 기다려
iroke nol gidaryo
Böylece seni bekliyorum.

3 Eylül 2013 Salı

Yankee-kun to Megane-chan

 

Adı: ヤンキー君とメガネちゃん / Yankee-kun to Megane-chan
Bilinen Adları: Yankee-kun to Megane-chan / Flunk Punk Rumble / Yanmega 
Tür: Komedi, Okul
Bölüm Sayısı: 10
Yayınlandığı Kanal: TBS
Yayın Tarihleri: 23.04.2010 -25.06.2010 (Cuma 22:00)
OST: Loose Leaf - Hilcrhyme
Oyuncular: 




          Yanki olmadığı halde, yanki sanılıp sürekli kavgaların içine çekilen Daichi ve yanki olduğu halde yankilikten vazgeçip örnek öğrenci kılığına bürünen Adachi'nin eğlenceli dizisi Yankee-kun to Megane-chan.

           Öğrencilerin yaşadığı sorunlar, içe kapanış, okular arası çetelerin kavgaları, ön yargılar, ön yargılanların hayallere sırtını dönmeye sebep olması gibi pek çok konuyu eğlenceyi arka planına katarak anlatıyor dizi. Okulun 1 numaralı öğrencisinin de geçmişte yanki olması durumu en güzel şekilde özetliyor bana göre.

           İzleyip izlememeyi sizlerin tercihine bırakarak spoilere geçiyorum. Gerçi Jdrama sevipte diziyi izlemeyen pek insan kalmamıştır ama...:))

           Başkahramanımız Adachi, çok sevimli bir kız, hareketleri, Daichi'ye sürekli yapışması çok eğlenceliydi. Alttaki sahne ise beni en çok güldürenlerden biri...

          Ama Adachi biraz bana Gokusen'in Yankumi'si hatırlattı. Sanki Yankumi'nin öğrencilik yılları gibi bir hali vardı.:D

          Shinagawa Daichi yani Narimiya Hiroki de şu kızlar ne buluyor hiç anlamış değilim.:D Kendisi ile ilk kez Honey and Clover dizisinde karşılaşmıştık. O zamanda kazanan adam oydu. Bu dizide de kızlar onun peşinde koşuyor. Halbuki orada gül gibi İzumi varken...çınk çınk... :))

          Dizi bir manga uyarlaması olduğundan final açısından yine havada kalan bir finale sahipti ancak eğlenceli bir final sahnesi ile son buldu. Bu da bana yetti.:))

Hungry!


          Ortaokul dönemlerinde zor bir durumdayken hayatına yeni bir kapı açan rock müziğe gönlüne vermiş çok yetenekli bir aşçısının öyküsü Hungry.
          30'una kadar rock müzikte istediği başarıyı yakalayamazsa aşçı olacağına söz veren 20 yaşındaki Eisuke, 10 yıl boyunca beklediği çıkışı yapamayınca, bazı zorlayıcı sebeplerle sözünü yerine getirmeye karar verir. Böylece görünüşleri bile sizi mest eden yemekli yakışıklı bir dizi çıkmış olur ortaya.

          2012 yapımı 11 bölümlük bir yemek dizisi Hungry. "Of be aman bee ne çabuk bitiyor bu Japon dizileri de bee"  isyanını yaşatan dizilerden biri aynı zamanda.
           İzlerken bir manga havası sezdiğim dizimiz tahmin ettiğim gibi bir manga uyarlaması. Tabi herşeyi havada kaldığı bir finale sahip bunun yüzünden. Belki bu yüzden kısa olması beni diğerlerine oranla daha da üzdü.

           Diziyi izlememdeki en büyük sebep Mukai Osamu... 1982 doğumlu Japon oyuncuyla ilk kez Honey and Clover dizisi ile karşılaşmıştım, benim ikinci Jdramdı. O ana kadar görüdüğüm en yakışıklı Japondu kendileri. Oynadığı karakter içimde boğazlama istediği uyandırsa da sevdim kendisi. Açık açık yakışıklılığına vurulduğumu itiraf ediyorum yani.:D

          Tesadüf bu ya izlediğim 3. Jdrama'nında başkahramını oydu. Mutlu olmak ve severek izlemekle beraber diziyi, sonunda Mukai Osamu boğazlama istediğimi uyandırmayı başarmıştı içimde yine.

          Koreliler der ki ilki tesadüfse ikincisi kaderdir, kader yolumu kendim seçtim bu sefer ve Hungry'ye başlamış oldum böylece. Honey and Clover'ın Mayaması hala çok yakışıklı olsa da, diğer iki dizisinde olduğu gibi bu dizinin sonunda da beni sinir etmeyi becerdi. Oysa bu kez çok umutluydum, mutlu sona ulaşmaya.:D

          Eisuke kaba, saba sürekli yüzü asık bir adamdır. Ama müşterilerinin hoş karşılamak zorunda olduğu için gülme çalışmaları yapar. Bu noktada izleyenlerinde gülemeyen adam gülmekten yanakları ağrır.:))



          Halbuki gül yüzlü Mukai Osamu'nun çok güzel bir gülümseye sahip olduğu ben çok iyi biliyorum.:D

          1991'li Takimoto Miori dizinin başrolunü paylaşıyor Mukai Osamu'cuğumla. Başta amine karakterlerine benzetip çok sevimli bulsam da, zamanla bir salak Go Mi Nam havası sezdim kendisinde. Meğer Japon Go Minam'mış bir önceki dizisinde. O yüzden olsa gerek Go Minam'lıktan çıkamamış ve ortaya yeni bir karakter koyma işinde biraz kafası karışmış gibi geldi bana.

          Bir önceki rolünden kurtulmayan bir diğer isim Miura Shohei. Kendisinin Hana Kimi'nin 2011 versiyonunda oynadığını biliyordum ama hangi rolde olduğuna bakmamıştım. Hungry izlerken anladım ki, Nakatsu'yu oynamış, çünkü o da Nakatsu olmaktan çıkamamış. Hala içine Nakatsu kaçmış bir haldeydi.:))

           Bunlara rağmen ben diziyi çok severek ve eğlenerek izledim. İzlemek isteyenlerin pişman olmamalarını dilerim.:))

-Final Spoi-

Japon Go Mi Nam'ın, en Go Minamlık yaptığı sahneydi final bölümü. Eisuke "Senin bir adamı baştan çıkarabilmen için 40 fırın ekmek yemem lazım. Ama üzülme ben sana güzel yemekler yapacağım." tarzında çocuk avuntusuna kız, tav oldu resmen, kandı, inandı, gaza bile geldi hatun, "Yoshh..." diye diye... Halbuki ben resmen hayal kırıklığına uğradım.:)


Adı: ハングリー! / Hungry!
Türü: Romantik, Yemek
Bölüm Sayısı: 11
Yayın Tarihleri: 10.01.2012 - 20.03.2012 (Salı 22:00)
Yayınlandığı Kanal: Fuji Tv 
Şarkılar:  
1.Rock Me Baby - The Bawdies
2.Mayonaka no Hidamari - Yasuta Nao
3.Hungry - The Bawdies

Oyuncular: