30 Temmuz 2020 Perşembe

Good Morning Call

          Tüm dünyanın son zamanlar hayatına kesin kez giren 2 şey var. Biri koronavirüs ve karantinası, diğeri ise Netflix. Halbuki Netflix virüsten daha önceleri de var olan bir platform. Lakin karantinanın ne çok ekmeğini yiyen platform...

Biz Uzakdoğu severler için yepyeni online arşiv kapısı adeta. Kore Dizilerini son dönemde orijinali ile paralel bir şekilde dünya izleyicisine sunan platform oldu. Çin, Tayvan ve Japon yapımları da es geçmiyor. 

Arada değişiklik yapmayı seven ben Netflix sayesinden inanılmaz eğlenceli çok tatlı bir shoujo manga live action'ı ile tanıştım sayesinde. 


            Good Morning Call 1997 - 2002 yılları arasında yayınlanmış bir shoujo manga. 

Emlakçı tarafından dolandırılan, birbirine zıt iki karakter bazı çaresizliklerden birbirleri ile aynı evi paylaşmak zorunda kalırlar. Üstelik ikisi de lise öğrencisidir. Yakalanmamalılardır.  Ancak oğlumuz okulun en popüler çocuğudur. Gözlerden uzak olmak bu ikisi için pek mümkün olmayacaktır.

2001 yılında tek bölümlük bir OVAsı yayınlanmış manganın. 

2002'de final veren manga 2007 yılında isim değiştirerek Good Morning Kiss adıyla yayın hayatına geri dönmüş. Wikipedia'ye göre 18 bölümü yayınlanmış manga hala final vermiş değil. Vol.18 2019 Aralık'ta yayınlanmış.

Yıl 2016'ya gelindiğinde ise bu tatlış çifti çizgi dünyasından çıkarıp kanlı canlı hale getirmişler ve 17 bölümlük çok güzel bir dizi çıkmış ortaya. 

2017'nin son baharında ise Good Morning Call: Our Campus Days adıyla 10 bölümlük 2. sezonu izleyici ile buluşmuş.

          Kamisama Hajimemashita animesinden sonra beni o eski duygulara sürükleyen bir shoujo bulamamıştım bir türlü. Good Morning Call bana o hissiyatı yeniden verdiği için diziyi çok sevdim. Baş karakterleri, sevimliliklerini, birbirlerine olan sevgilileri... Herşeyleri ile çok sahiplendim onları. Tüm bunların yanında çok da eğlendiren bir yapım oldu beni. Ama yeri geldi gözlerimi de doldurdu. Normal de animeleri Live Actionlara tercih eden biriyim. Ama bu dizi bana bir anime izliyormuşum hissi verdi. Çok bilindik çok tahmin edilebilir havasına iç ısıtan sahiplenişleri vardı birbirlerini. Sonsuza kadar izlenilesi bir mutlulukları vardı adeta. 
           Bu yüzden hiç vakit kaybetmeden hemen üniversite yıllarını konu alan 2. sezona başladım.  

Aynı evi paylaşan farklı cinsiyetlerde olan bu iki insan için aşk da beklenildiği gibi kaçılmaz olur. Ama çiftin en büyük sorunu da bu olur. Ya aynı evi paylaşmasalardı? O zaman farklı insanlara aşık olmazlar mıydı? 

İşte fitne fesatcıların bu zayıf noktadan çiftimizi vurup ortalık karıştırdığı bir ikinci sezon var karşımızda. 

Birinci sezona ne kadar bayıldıysam, karakterlerini ne kadar çok sevip sahiplendiysem, ikinci sezon özellikle son 3 bölümden o kadar nefret ettim, o kadar sinirlerim tepeme bindi. O Son 3 bölüm adeta içim şişti. Dram yoktu ortada.  Lisedeki saf masum çocukça ama samimi olan hayatlarına yetişkin olmanın karanlık gölgesi düşmüştü. İlk sezon başkalarından hiç etkilenmeyen çiftimiz, ikinci sezon bencil insanların tuzaklarına düşüp durdu. İlk sezon çevresindeki arkadaşları sayesinde sorunları çözen, daha da yakınlaşan çiftimiz; ikinci sezon çevresindeki insanlar yüzünden birbirlerinden uzaklaşır oldu.  

          "Yaa yetişkinlik olmak gerçekten berbat birşey. Keşke hep çocuk kalsak" duygusu hiç bir yapım daha güzel yansıtamaz.😅

İlk sezon yan karakterler bile çiftimizi birleştirmek için elinden geleni yaparken, kızımıza aşık oldukları halde kızımızı sevdiğine adım adım yaklaştırırken, ikinci sezon çat diye saçma sapan aşığım diye ortaya çıkıp, kendi bildiklerini okuyan, sürekli aralarını açan tipler; bende adeta öldürmek isteği uyandırdı.. Yani ben entrika severim, tatlı pembe ilişkilerden ziyade; sorunu konuşarak çözmek yerine yanlış anlamalarla başka boyutlara taşıyan çiftleri izlemekten zevk alırım diyorsanız o bile var dizimizde. Gönül rahatlığı ile her duyguya ulaşmak için izleyebilirsiniz. 

Keşke 3. sezon olsa yine o samimi sevgilerini izleyebilsem. Kim bilir, ölü bir çok diziyi sezonlandıran Netflix; 3.sezon ile bir evlilik hayatını taşır belki ekranımıza çiftin. Ümidi kesmemek lazım, ihtimali çok düşük olsa da. 

          Bu arada sizde de olur mu bilmem? Ben özellikle animeden live actiona geçince bir eksiklik hissederim. O çizgi dünyanın büyüsü 3 boyutlu insanlara bir türlü oturamaz sanki. Özellikle chibi çizimlerin verdiği duygunun eksikliğini hep çekerim. Lakin Good Morning Call o hissi yaşatmadı bana. Oyuncular rollere o kadar güzel oturmuşki.. Nao-chan'ın sevimliliği, Uehada-kun'nın soğukluk ile gizlemeye çalıştığı samimiyeti o kadar başarılıydı ki, karakterleri çok sevmem de oyuncuların katkısı da büyük oldu. Oğlumuz cidden yakışıklı, kızımız cidden çok sevimliydi. Konuşmadan gözleri ile duygularını yansıtışları da bir o kadar başarılı idi oyuncuların. Daichi, Marina, Abechi, Yuririn, bir o kadar baskın ve tatlı karakterlerdi. 

          Tabi ki OVA'sını izleyip mangasına da bir göz attım. Ama hikayeler farklıymış gibi geldi bana. Aynısı alınmamış da ayrı bir senaryo yazılmış sanki. Vaktim olmadığından çok da araştıramadım ama. Uehara'nın mangada çok da sessiz bir tip olmadığını gördüm mesela. 1.sezonda kendisi pek konuşkan değildi. İkinci sezonda da çok yanlış tiplerin yanında konuşası geldi ama neyse...



         Dizinin, okulun 2. en yakışıklı çocuğu Daichi mangamızın, dizimizin de 2. adamı... İlk çiftin güzelliğinin yanında, acaba Nao-chan çocukluktan beri kendisine aşık Daichi ile olsa nasıl olurdu soru işaretlerine cevap arayan çingularıma güzel bir hediyem var. 2019 yılında oyuncular Coffee&Vanillla isimli bir dizide başrolleri paylaşıyor. Henüz izlemedim ama o da bir manga uyarlamasıymış. İzlerim diye düşünüyorum. Sizce izlemeli miyim? Yorumlarda buluşalım.

28 Temmuz 2020 Salı

Unutulmaz Dizi OST'lerim (Bölüm 3)

          Hiç yorum almayan seri yazımızın 3. bölümüne hoş geldiniz sevgili çingular.

Anladığım kadarıyla yazdıklarımı okuyan pek yok ama ben yazmaya yine de devam etmek istiyorum. Arada bir de olsa yazabilmek hala kendim için birşey yapabilmek için sanırım.:)
Eski dizilerle şarkılarda hissettiğim mutluluğu yeniden hatırladığım bu yazı dizisi umarım size de güzel günleri hatırlatabiliyordur. Sormak istediğiniz soru görüş ve önerilerinizi instagram hesabımızdan dm atarak bize iletebilirsiniz.🤗

Öyle ise kaldığımız yerden devam edelim.

11. Boys Over Flower 

BOF'un tüm OST'sini şuraya bırakıp gitsem sanırım sorun olmaz. Biliyorum bir çoğunuz hepsini defalarca kere dinlediniz çünkü. Biliyorum bir çoğunuzun ilk dizisi BOF. Aynı zamanda BOF prodüksiyon olarak çok başarılı bulduğum bir yapım. Bir çok grup parladı BOF popülerliği ile.
Shinee,SS501, T-Max benimde bu dizi sayesinde tanışıp sevdiğim gruplar oldu.

Ama ben bu dizide 2 şarkıyı bir başka seviyorum. Bu yüzden sadece onları buraya bırakacağım.

SS501 - Making A Lover:

Skandal ile fanların gönlünü kıran adamlar listesinde yerini alan Kim Hyun Joong ssi'yi çok sevdik bu dizi ile biz. O yüzden SS501'ın eşsiz seslerinden dinlediğimiz bu güzel şarkının sonunda "saranghae" diyen Kim Hyun Joong hepimizin o zamanlar kalbimizi eritirdi değil mi?

Dünya zalimsin, pembe hayaller skandal gerçekleri ile nasılda paramparça oluyor değil mi?



T-MAX - Fight The Bad Feeling (Ballad Ver.)




12. Playful Kiss - Will You Kiss Me - G.NA

BOF ile başlayan Kim Hyun Joong sevdası Playful izlemeye o dönem kimi itmedi ki? Üniversitede Kore dizileri ile alakası olmayan arkadaşlarım bile Baek Seung Jo 'yu bilirdi. Benzinjop olarak da olsa...😅
Dizinin bence en güzel OST'si tema şarkısı da olan G.NA'nın güzel sesinden dinlediğimiz bu ritim...




13. Sungkyunkwan Scandal - Found You - JYJ

Sırada izlediğim en kaliteli dizilerden biri var. Yine Kdrama tarihinin miladi sayılabilecek bir yapım benim gözümde. Park Min Young, Song Joong Ki, Yoo Ah In gibi başarılı ve yetenekli oyuncuların yıldızlarının parladığı ve fan sayısına büyük katkı sağlayan bir yapım. O zamanlar övmelere doyamadığım Park Yoo Chun ssi bugün skandalları ile gözden düşmüş isimler arasında yer alıyor maalesef.
Ritmi ile JYJ'nin güzel sesi ile gözlerimizi kapatalım ve buldum seni diyen bu güzel şarkıyı dinleyelim.:)




14. My Girlfriend is a Gumiho

          Çaçann... Yine bir Hong kardeşler dizi ile birlikteyiz. Lee Seung Ki, Shin Mina tanıyıp sevdiğim bu güzel, eğlenceli dizimizin OST'leri de dizi kadar harika değil mi sizce de?

           Benim bütün OST albümünü hala severek dinlediğim dizilerden biri. 
O zaman biraz liste uzayacak bu nokta da hazır mıyız çingular... 
DJ Miss K Gumiho yayınına başlıyor. 


       Losing My Mind - Lee Seung Ki 

Lee Seung Ki çok sevdiğim isimlerden biri. Lakin şarkı söyleyen ses ile konuşma sesi arasındaki farkı hala beni çok şaşırtıyor. Bir üst perdeden söylüyor sanırım. Bu şarkının enerjisine de Seung Ki kadar bayılıyorum yıllardır. :)



Fox Rain 여우비 - Lee Sun Hee (이선희)

          Gumiho denilince herkesin aklına bu şarkı geliyordur eminim. Böylesi eğlenceli dizinin böylesine insanı yüreğinden yakalayan bir şarkısı var işte. Yılların sanatçısı Lee Sun Hee ssi'nin mükemmel sesi bu şarkıyı böylesine harika yapıyor olsa gerek...




Two As One (Love Theme) LYn feat. Lee Bong Goo (이봉구) of Gilgubongu

          Aşkını itiraf eden bu tatlı Capital Scandal havasındaki şarkıda da albümdeki severek dinlediğim şarkılardan bir diğer. Düet çok seviyorum sanırım ben.:) İsterseniz birgün sizler için bu şarkıyı da çevirebilirim. Yorumlarınızı bekliyorum.




Trap - 덫 No Min Woo

          Şimdilerde çok dinlemiyor olsam da diziyi izlediğimiz dönemde yana yakıla hep bu şarkıyı dinlerdik. 🤭 Ahh ahhh gençlik... 😅




15. Full House

          KDrama tarihinin en çok sevilen dizilerinden birinin OST'leri var sırada. Dizilerin, oyuncuların miladi bir yapım benim içinde.:)

Korede 2. yapılıp tutulmamasının ardından şimdi de Çinliler versiyonlayacaklarmış diziyi diye duymuştum en son.

Byul - I Think I Love You 

           Diziyi izlemeden çok önceleri bile severek dinlediğim, ritmi olsun sözleri olsun yıllardır severek dinlemeye devam ettiğim bir şarkı benim.





Forever WHY (와이)
 Ritmi sevdiğim şarkı...



Destiny - 운명 WHY (와이)
Sözlerini sevdiğim şarkı...





Bu haftalık da bu kadar arkadaşlar... 
Gelecek hafta ki nostalji kuşağında buluşmak üzere...

24 Temmuz 2020 Cuma

The King: Eternal Monarch

          Merhaba sevgili çingular. Bugünkü konuğumuz 2020'nın en karmaşık dizisi The King.



            Bu yılın en beklenen dizisi olma özelliği de taşıyor aynı zamanda.

          Herşeyden önce Lee Min Ho ssi'nin askerden sonraki geri dönüş projesi olmasının yanında;
Mr. Sunshine, Goblin, Descendants of the Sun, Heirs, A Gentleman's Dignity, Secret Garden, City Hall gibi hitlerin yazarı Kim Eun Sook ssi'nin kaleminden çıkan bir hikaye olması en önemli beklenti sebebiydi biz KDrama severler için.

          İlk kez izlediğim isimlerde vardı dizide, yıllarını bu işe vermiş deneyimli yan karakterlerde vardı. Başrollerdeki tanıdık tanımadık her isim çok yetenekli şüphesiz. Reklamlar çok iyi yapıldı, beklenti en yüksek seviyedeyken başladık dizimizi izlemeye. 

           Konu olarak da gerçekten ilginç bir hikaye vardı karşımızda. Konuyu okuyan herkes de diziyi izleme isteği uyandıran bir hikaye. Paralel evrenler arası açılan bir kapıda karışan işlerin yanında imkansız bir aşk öyküsü. İki dünya, iki dünyanın kendine has işleyişi, aynı yüz, aynı DNA ama farklı karakterlere sahip insanları öyküsü. Tam bir hit konusu değil mi sizce de?

           Ama dizi benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu. Çünkü bu güzelim konu işlenemedi. Ya ben yukarı da saydığım sebeplerden dolayı beklentimi çok yüksek tuttuğum için bir türlü memnun olamadım diziden yada gerçekten bu senariste yakışmayan çok baştan sağma bir senaryo vardı önümüzde. Bir çok izleyici eminim final bölümü izledikten sonra ben daha iyisi yazabilirim diye geçirdi içinden. 

           Öncelikle dizi bilimsel bir teori üzerinden fantastik bir kapı açıyor. Fantastik dizilerde mantık aramak ne kadar mantıksız olsa da insan yine de bir denge bekliyor olay örgüsünde. Ama senarist kafasına eseni yazmış denge kurmak yerine. Yeri gelmiş kendi yazdığını unutup kendi ile tezata düşmüş. O yüzden çok kez aklımdan gölge yazar mevzusu geldi geçti. Bilmeyenlere hemen açıklayalım. Gölge yazar; bilinmeyen senaristlerin yazdığı senaryoyu benim diye kullanan ünlü yazarların mevzusu. Çünkü tüm dizilerini bayılarak izlediğimiz Kim Eun Sook yazmış gibi değildi senaryoyu. Ya bugüne kadar olanları o yazmadı yada bunu o yazmadı. Başka bir açıklama getiremiyorum bu diziye. Çünkü böylesi deneyimli bir kalemden çok acemi bir kalemden çıkmış gibi geldi senaryo bana.

Eminim içinizde çok seven arkadaşlar da var. 
Bu yüzden bu yazı sizi kızdırabilir.
Abartı gelebilir. 
KDrama izlemeye yeni başlayan arkadaşlar hiç şüphem yok ki diziye bayılacak.
 Çünkü onlar henüz KDrama klişeleri ile çok karşılaşmadı. 

          İzlemeyen arkadaşların ise yazımızı okumamasını tavsiye ederim. Zira birazdan biz izleyenler ile bol spoili bir yolculuğa başlayacağız. 

Şekil: A1
          İlk bölüm inanılmaz bir karmaşaydı. Hiç birimiz tek seferde anlamadı. Ama görsellik şekil A1 de görüldüğü gibi muazzamdı. Olabilirdi karmaşa, sonuçta bilim kurgu ile fantastik olguları birleştirip yapılmış bir dizi... Her şey eminim ki zamanla oturacak diye düşündüm. 
          Oyunculuğu ve yakışıklığı ile Hallyu dalgasının en sevilen isimlerinden Lee Min Ho ssi; kızların hayalindeki beyaz atlı prens gelmiş, çekilin yoldan inceliği de gayet eğlenceli bir göndermeydi bence.
           Daha da önemlisi karakterler, oyuncuların karakterleri kendine giydirişi ilk bölümlerden göze çarpıyordu. Bir eksiklik hissi vardı ama umutlar yeşil...
          Kim Eun Sook senaryosu demek ince espriler ile bizi eğlendirmek demektir aynı zamanda. Bu beklenti ile dizi ilk başladığında yazdığı güçlü karakterler ile yine Goblin'deki gibi bir bromance izleyeceğimizi düşünmüştüm sevinerek ben. Lee Gon ile Jo Young karakteri buna inanılmaz elverişli bir havadaydı. Ama ucundan bir koklattılar ilk bölümler. Sonra bir sis gibi kayboldu adeta. 
Bir iki tane de olsa böyle komik replikler vardı , merak etmeyin. Biz sadece daha fazlasına alışık olduğumuz için yetinemedik.😅

           Jo Young'un parlayan karizması beklediğim sahnelerde yoktu ne yazık ki dizi ilerledikçe. Eun Sup çok sevimliydi ama Jo Young'un karizmasını biraz daha görmeyi tercih ederdim. Eun Sup daha ön planda kaldı. İlk bölüm kralın sadık adamı rolü tanıtıldı ve geçildi. Halbuki daha baskın bir karakterdi ama yeterince işlemediler. 

Finalde bir de delik deşik etmesinler mi? Yine Kralın yanındaki en sadık ve dizinin 2. karakteri olan süper iyi kişiliği kaybettik olamaz diye düşündüm bir an. Neyse ki kalbur gibi delinmesine rağmen turp gibiydi.




          4. bölümün sonunda dizimiz kendini toparladı hissi uyandırdı bizde. Umutlar yeşilden çiçek açacak tomurcuklara doğru ilerliyordu ki 6. bölümde yine abartılı klişelerle tomurcuklar açmaktan vazgeçti. 
          Özellikle yemek yapan kral dizinin asıl konusundan daha fantastikti bence. Neden yapmayı bildiğine yaptığı açıklaması güzeldi ama inandırıcı bir sahne değildi. Kıza havalı görünmek için yapılan sıradan romantik komedi numaralarından biriydi sadece. 
           Belki de bu klişelerden tüm karmaşasına rağmen dizi tahmin edilebilir ilerliyordu bana göre. Karakterler ile aynı anda öğrenmedik mesela bir durumu. Vay böyleymiş mi diye şaşırmadık bu yüzden. Karakterlerde bir an önce öğrensin diye bekledik çoğu zaman. 

          Hep bir olmamışlık hissi ile diziyi izleyen ama içimdeki düzelecek umudundan bir türlü vazgeçemeyen ben, 11. bölümden sonra tüm umutlarımı çöpe atarak inanılmaz sinirlendim. 

          Çünkü 11. bölümün sonunda dizi saçmalığın zirvesine oturdu gözümde. 
Son sahnede; özellikle Kim Go Eun oyunculuğunu konuştururken, sahnenin saçmalığı niye dikkatini çekmemiş kimsenin anlamış değilim. Kız son teknoloji dünyanın 4. zengin ülkesinde sıradan vatandaşların kayıt bıraktığı ankesörlü telefondan sesli mesaj bırakıyor. Kral da onca işi arasında bunu öğrenip hemen geliyor. Kız orada yangın çıkarıp duman yolu ile haber göndermeye çalışsa yemin ederim daha gerçekçi olurdu.
          Hadi hepsini geçtim kılıçla adam öldürmek nedir ya? Son teknoloji olan dünyanın 4.zengin ülkesinde kılıçla adam biçiyorlar.
"Bu senaryoyu Kim Eun Sook yazmış olamaz. İnanamıyorum böylesine acemice yazılan bir senaryoyu, bu kadar ticari vari dizi klasikleri ile yazılan bir senaryoyu, bütün yapımları hit olmuş deneyimli bir senarist; kafayı yemediyse bu senaryoyu yazmaz...
istese de yazamaz... " diye çıldırdım adeta evde.😅

Çünkü daha öncede söylediğim gibi ben için Kim Eun Sook senaryosu demek; fantastik olsun olmasın bizi eğlendiren, aşka doyuran, heyecan ve şaşkınlıklar yapan dizi demekti. Ama bu dizi sadece başa çıkılamayan bir karmaşa gibiydi adeta. Bölük pörçük işlenmesi yüzünden de olabilirdi tabi ki bu. 
          Tüm olumsuz hissiyatlarıma rağmen tabi ki diziyi izlemeye devam ettim. 

          O da nesi ertesi bölüm tüm öfkemi yok eden bir bölüm sonu vardı karşımda. Asla beklemediğim, beni ters köşeye yatıran bir hamle. Dadının sırrı gerçekten beyni durduran tek noktaydı. İşte diziden beklediğim performans buydu. Belki de diğer dizilere inat son bölümler bozulma klişesini yıkıp doruk noktasına ulaşacaklar diye yeni umutlar yeşerdi içimde. 


          Peki ne oldu? Diğer dönüm noktası dediğimiz yerler gibi bir açıklamaya ile geçiştirildi. 

          Tabi asıl hikayenin can alıcı tarafı olduğunu düşündüğüm Shin Jae'nin hikayesi gibi. Gizemli birşey var, var diyip diyip sonunda; "aaa öylemiş mi?" dediğimiz anlardan birine dönüştü o da hepsi gibi. 

          Yine de finalde dizin en beğendiğim sahnelerinden biri Shin Jae'nin annesine gerçekleri açıkladığı sahneydi. Suçluluk duygusu, yalnızlık duygusu, kenara atılma korkusu çok başarılı bir şekilde ekrana yansıdı. Ama daha da güzeli annesinin koşarak gelip yıllarca büyüttüğü oğlundan özür dilemesiydi. "Özür dilerim, sana sarılmalıydım." demesini dizinin bence en duygusal anıydı. Benim gibi sulu göz bir insan sadece orada ağladı. Siz düşünün.:)

         Dizimizin dizi olmasını sağlayan herşeyin başı olan bir kötümüz vardı: Lee Rim.
Bu ajussi'yi bir yerden tanıyorum diye düşünürken yıllar önce izlediğim 9 End 2 Out dizinin başrolü olduğu hatırladım birden. Yıllar Korelilere yakışıklılık karizma katıyor, görünüşlerinden hiç birşey eksiltmiyor adeta.
Dış görünüşe verdikleri önem gözle görünmeyecek gibi değil. Neyse geçmişten gelen bir sevgim var kendisine kısaca.
İnanılmaz kötü olmasına rağmen, açgözlüğü ve açgözlüğünün onu sadece acımasız bir adam haline getirişi değil ne kadar cahil bir adam haline getirişini de izledik. Zehir planlar yapan kafasına inat erdemliliğin eksikliğinden doğan cahilliği çok başarılı yansıtılmış bir karakterdi. Lakin öylesine kötü bir karakterinde yıllarca geçti dolambaçlı yolların tersine mükemmel bir son yazılabilecek yazılamaması çok sinir bozucuydu bence.
Adam geçmişe yiğeni ile beraber gittiğinde kendi boğazını kesip kendini öldürüyor. Ne kadar mükemmel bir son değil mi? Tam bu noktada madem kader denilen olgu değişmiyor ve aynısı yaşıyorlar ise.. Adamın kaderinin kısır döngüye girmesi gerekirdi ve bir daha ortaya çıkmaması gerekirdi. Halbuki adam tekrar ortaya çıktı. O olaydan sonra da dünyaya tekrar geldi. Üstüne çok basit tuttuklandı. Tutuklandıktan sonra herşeyi kabullenip birden itiatkar oldu. Pehhh... yani...



Lee Min Ho Faith'in bir başka versiyonunu çekiyor gibi hissediyorum dizinin başından beri. 
Kurgu ilginç ama ben diğer izleyiciler gibi kafa karıştırıcı bulmuyorum. Herşey tahmin edilebilir ilerliyor. 
Vay böyleymiş mi diye şaşırmadım henüz. Umarım beni dizi ilerleyen bölümlerde şaşırttır. Hala ümitliyim.
          İşte böylesi bir final ile en başından en sonuna kadar hep bir eksiklik hissetmiş oldum ben. Sonuçta olmamışlık hissini içimden silmeyi başaramadılar.

          Ama en faciyası ise ürün yerleştirmeler. İlk kez Koreli netizenlerin söylediği ile aynı fikirdeyim. Göze sokulan bir ürün yerleştirme... Kraliyette içtiğim kahve, yediğim ekmek... yüzümüze böyle sıkıyoruz, böyle sürüyoruz... Arkadaş niye açıklama yapıyor oyuncular? sürsün, yesin, içsin, geçsin işte, marka görünsün yeter bence. Bu sahneler olay akışını, dizinin ciddiyetini ve samimiyetini böldü ne yazık ki.
          Üstelik çoğu bölüm sonu da klasik beklenen bölüm sonlarındandı. Saatte bakmadan da aha şimdi bitecek belli havası vardı. Görsel sahneler ile sükse yapılamaya çalışılmış daha çok. Bu da hikayenin samimiyetini bölmüş bence. 

          Başrolleri yakıştırmayanlar vardı, o kısım beni çok enterese etmedi. Ne zaman aşık oldular hiç anlamadık diyenlerde vardı. Aralarında aşkın hızında ziyade aralarında aşk benim kalbime bir türlü ulaşmadı ne yazık ki. Goblin'de çiftlerin birbirlerinden ayrıldıkları her an yüreklerimizi parçalamıştı oysaki. Mr. Sunshine da her aşığın aşkı yüreklerimize bıçak gibi saplanmıştı izlerken oysa. Kil Ra Im ile Kim Joo Won aşkına az mı göz yaşı döktükmüştük...





Adı: 더 킹: 영원의 군주 / Deo King: Yeong-wonui Gunju
Tür: Drama, romantik, fantastik, bilim kurgu
Bölüm Sayısı: 16
Yayınlandığı Kanal: SBS
Yayınlandığı Tarihler: 17.04.2020 - 12.06.2020
Yayınlandığı Günler: Cuma - Cumartesi 22:00

Oyuncular: 

  • Lee Min Ho / Lee Gon
  • Kim Go Eun / Jung Tae Eul  - Luna 
  • Woo Do Hwan as Jo Eun Sup - Jo Young

  • Kim Kyung Nam / Kang Shin Jae

  • Lee Jung Jin / Lee Rim


  • Jung Eun Chae / Goo Seo Ryung  - Goo Eun Ah