.label-size span { display: none !important; }

Bu Blogda Ara

Bae Suzy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bae Suzy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Aralık 2016 Perşembe

"K"ore Günlükleri Geri Dönerse; Finaller


'K'ore Günlükleri'ni geri döndüren dizilerle tekrar karşınızdayım çingucanlarım...

          Nihayet bende haftalık dizi isteme dürtüsü ortaya çıkaran diziler buldum deyip de ta buralara kadar gelip hakkında bir iki satır döktüğüm diziler bitti.
Ama ne bitmek... herseyi, tüm güzelliği
silip süpürüp; dizinin canına okuyup bittiler...

          Bu kategorinin en babası, en parmakla gösterilmeye layık olanı Moon Lovers idi.

Dizi benim için ilk basta hiç de izlenilesi değildi. Nasıl oldu da başladım hatırlamıyorum bile. "Aman yarım bırakırım nasıl olsa" düşüncem ile beraber bir baktım sarmış bu dizi beni. Abartısız yıllar sonra, bir diziyi ortasında yazı yazmışım, herkese "izleyin" diye tavsiyede bulunmuşum, Ostları, hikayesi,  etkileyici sahneleri ile bütün izlediklerimi elimin tersi ile itmiş ilk bu diziye öncelik vermişim ben. Herkesten çok onun OST larını dinlemişim. Ulan (yandaki animasyonu) ekran koruyucusu bile yapmışım telefonuma adiler. Böyle boş bir finali hak etmemek için elimden gelen tüm fan girlüğümü koymuşum ben ortaya o kadar zaman sonra revamı bu bana be vicdansızlar...

          İşte insanı böyle isyan ettirir bunlar. Kafamda binlerce soru işareti gram umut yok mutluluk yok böyle saçma bir bitiş mi olur be...

           Tabi tüm bunlar neden kaynaklanıyor? dizi neydi? Ünlü bir Çin dizisinden uyarlama idi. Çin dizisi de iki sezonluk olunca. Bizimkiler ilk sezonu çekince bizdeki yarım kalmışlık hissi tavan yaptı tabi ki.

Peki ikinci sezon gelir mi?
Kendimizi kandırmayalım, dürüst olalım... hayatta gelmez. Kore dizilerinde aynı kadroyu bir araya topladıklarını pek görmedim ben. Ani hiç görmedim desem yeridir.

           Durum böyle olunca insanın içinden Çin versiyonunu izlemek geliyor. Bakıyoruz ki Türkçe alt yazısı mevcut değil tabiki. Bir hayal kırıklığı akabinde youtube da alıyoruz soluğu...

           Biraz kurcala falan derken Çin versiyonunda başrol oyuncuların evlendiği gerçeği dizisiyi bir parça daha izlenilesi yapıyor. O adamın gerçekte karısına bakışları dizideki oyunculuğundan bile daha güzel olunca diziyi izleme iştahınız başka boyutlarda büyümeye başlıyor içinizde. Özetle demek istediğim o ki ikinci sezon sevdasından vazgeçip Çin versiyonu çevirelim. Tabi ben İngilizce bilmediğim için yeteri kadar çevirmen arkadaşlardan atakları bekliyoruz. :))

          Madem ikinci sezonu yapmayacaksın arkadaş o zaman bir çingumuzun Koreantürk sitesinde bölümün altına yaptığı yorumu gibi bir final yazaydınız ya... Yorumu tekrar bulamadığım için size aklımda kalan özetini söyleyeyim.
          Hee Soo gölden çıkarıldıktan sonra hastanede gözlerini açar ve dizinin kadrosu ile gelecekte karşılaşır. Hatta Eun ve eşi doğuma gelmişler gibi çok tatlış da bir ayrıntı vardı. Kesinlikle finali o çingumuz yazmalıydı. :) 
Not: kendisinden özür diliyorum nickini hatırlayamadığım için. Bu yazıyı okursa şayet lütfen bana bildirsin.:))

          Hadi yazamadılar, kapasiteleri yetmedi, reytingleri el vermedi diyelim de, hepsini geçmiş Go Ha Jin'in ağladığı sahnede sağından solundan bir 2016 'nın Wang So sunu göreydik, o bile yeterdi bize be hacı. Adam gelip seni bulucam dedi dizi bitti böyle son mu olurr beeee...

(düzeltme: DVD olarak özel bölümler yapılacağını duydum, bakalım)
teletabii....:D sarılım sıkı sıkı prensler... tahta kavgası da neymiş, size hiç yakışmıyor.



Neyse efendim uzatmayalım abartmayalım sıradaki dizimize geçelim.


Diğer bir aylı dizimiz; Moonlight Drawn by Clouds

          Başladığında güzel, devamında heyecanlandı, sona yaklaştığında merak uyandırmasına rağmen, izlenme hevesi kıran ve bitince hüsrana uğratan dizi.

          Anacım sizin bana galeziniz nedir yahu... Niye bu dizileri böyle boş sahnelerle bitiriyorsunuz. Tamam prensimiz Kral oldu, sevdiği kadını akladı, vatan hainliğinden kurtardı, diziyi tatlıya bağladınız tamam... AMAAA güzelim çocuğu yoktan yere niye öldürdüğünüz ulan, onca şeyi sakız gibi uzatıp o çocuğun ölümünü niye bu kadar aceleye getirdiğinizi öğrenmek istiyorum. Çok vefakar çok iyi niyetli çocuktu ama yaaa...yazık ettiniz de herşey de drama bağlamaya hevesli insanlar onu niye drama bağlamadınız. Çok abartmadan biraz üstünde durulabilirdi bence. Hatta öldürmesi falan çok saçmaydı bence ölmemeliydi. Dizinin anlamı final bölümü ile bende bitti özetle... Sevmedim soğudum diziden....
Yinede şu videodan soğuyamam hiç bir zaman....


Gelelim bu yılın en iyi dizisine: W

           Belki de gelmiş geçmiş en iyi diziler arasında yer almayı hak eden ilginç konusuyla ben diyordum ki benim için 49 Days den sonra ki en kaliteli yapım bu dizi olur. Onun kadar güzel ve şaşırtıcı diyordum. Ondan bile şaşırtıcıydı hatta. Ama finali beni hiç de tatmin etmedi. Babasının kurtulamayışı...Kang Chul'ün neye göre nasıl geri döndüğü, kızın bekleyişi yeteri kadar anlamlı işlenememiş bence. O kadar doluydu ki dizi finali bana çok boş geldi ve bitirmek için bitirilmiş gibi geldi. Ben beğenmedim ya. Bir de her bölüm final tadında olduğundan olsa gerek; "Şimdi bitti mi?Haftaya çıkmıcak mı? Yok ya çıkar bence" cümleleri beliriyor insanın kafasında.

Sırada yarım kalanlara ve büyük ihtimalle geri dönmeyip asla bitmeyecek olanlar var:

          İlk gayet güzel akıp giderken başrollerin birbirine aşklarını itiraf edişinden sonra yakalanmaları ve kıl harabojilerinin onları ayırmak istediği gösteren bölüm fragmanı ile gözümden düşen dizi Cinderella and Four Knights... Bir gün bitirebilir miyim ne dersiniz?


Uncontrolly Fond
          Bu diziyi yarım bırakacağım belliydi, öylede oldu. Hepsi yediğim final spoisi yüzünden. Diziyi haftalık olarak değilde geriden takip ettiğim için ben dizinin ortalarındayken final bölümü hakkında "sevdiği kadının kucağında öldü" cümlesi okudum an diziden de yazarda soğudum ve yarım bıraktım. Zaten başından öleceğini öğrendiğim için gözümde bin sıfır geri başlayan dizi finalde belki yazar vicdana gelirde Kang Maru'yu yaşattığı gibi yaşatır umudu içimde yeşermeye çalışırken bu spoi beni diziden buz gibi soğuttu. Aman ne gerek var şimdi dram çekmeye dedim. İzlemedim ve büyük ihtimalle de bir daha izlemem.


Our Gab Soon:
         Bu diziyi bırakın bitirme ihtimalini izleme ihtimalim bile yoktu. Yinede meraktan şöyle bir göz atayım dedim atlaya zıplaya... Bölüm sayısı uzun olunca sahneler çok uzamış sanki... İzlemek istemedim. Oyuncularda uyumu yakalayamamış ilk bölümler, karaktere bürünememişler... Şimdi durum ne oldu bilmiyorum gerçi ama yinede izlemek istemiyorum... :D

Muhteşem Final: Jealousy Incarnate

          İtiraf etmek istiyorum, muhteşem eğlenceli tanıtım teaserlarından sonra ilk bölüm bir tık, küçücük bir tık hayal kırıklığı hissettirdi bende.  Ama sonrasında çok sevdim ve bağlandım diziye. Özellikle Hwa Shin görmeliyim dürtümle diziye nasıl koştuğuma ben bile inanamıyorum.
Evet biz kadınlar olarak öküz seviyoruz efendim. Nerede öküz, herşeye itiraz eden kendini beğenen adam var biz ona hayran oluyoruz. Çekiyor bizi mıknatıs gibi mübarekler... Özgüvenin fazlalıktan egonun efendisine dönüşmüş bu insanlara bir bayılıyoruz bir bayılıyoruz sormayın gitsin neden mi?
Çünkü bu adamlar aşık olunca daha bir güzel oluyor. Alttan alttan gelen bir kazanış hissi uyandırırken, aşkın gerçekten insanı ne hallere soktuğunu gördükçesi... ahh... bu adamlar insanın aşka olan inancını diriltiyor, umudunu uyandırıyor. O yüzden bu adamların aşkını görmek iki katı insanı cezbediyor. Sonra ne mi oluyor? Aman dizi işte be... diyorsunuz ve normal hayata geri dönüyorsunuz.;)

Ağır Spoiler... Gidin diziyi izleyin,sakın okumayın sakın, kapayın sayfayı... :D

           Dizi bir W kadar sürükleyici merak uyandırıcı değildi elbet. Ama akıcıydı, hiç sıkılmadan kendini izlettirdi. Her duyguyu komedi ile harmanlayarak bizlere sunmaya çalıştı. Bence başarılıydı. Finale 4 kala Hwa Shin ' e sağlıksal açıdan darbe vuran yazar, yüreğimizi ağımıza getirdi. Bu dizide, klişeleşmiş bir finalle bizi süründürcek diye korktuk ama korkulan bu defa başa gelmedi. Hwa Shin herşeye rağmen aşkından geçemedi ve bizi böyle tatlı bir finalle buluşturup son buldurdular diziyi.

  • Ayrılalım demek isteyip de ayrılmayalım deyişi beni öldürdü, çok tatlıydı, Hwa Shin'i kat be kat gözümde yükseltti.
  • Uzak ülkeye görev için Hwa Shin'in değilde gıcık muhabirin gidişi on numara beş yıldız bir geçirme olmuştu. Hwa Shin'in yumuruklarından sonra bir de Allah verdi cezasını adeta.:D
  • Dizinin final sahnesinde Nari'nin ölecek duruma geldiği halde Hava Durumu sunması bence çok tatlıydı. Bazıları çok abartılı bulmuş ama ben çok sevdim... Böyle tatlış diziye böyle absürt tatlış masalımsı bir final yakışırdı. Kısır Hwa Shin'in bebişi bile olmuştu... 

             İşte final dediğin böyle olur hacı. Dünya zaten gerçekleri ile çok acı boktan. Bari dizi finalleri böyle olsun da umudumuz olsun lan... dedirtip naralar attırdı ve bize güzel bir haz yaşattı final. O yüzden bu final; bu yılın en güzel finali arkadaş lami cimi yok...:D


* Dünyanın en tatlı evlenme teklifi...

İşte benim yıllardır inandığım aşk tarifim...

* Dizinin başrolündeki aşk üçgeni haricinden yan aşk üçgenleri de çok tatlıydı. Hele ki bu ajussi kendisine Gu Family Book 'da tanımış ve nasıl sinir olmuştuk. Ama çok tatlı adam yahu laf aramızda ben oyunculuğunu da kendini de her zaman beğeniyorum. ;) Ajussinin etrafındaki ajummalarda uzun uzun bahsetmek istiyorum ama vaktim yok.

Ama şunu söyleyebilirim bu dizinin her karakterini, tüm replikleri, bütün sahnelerini bölümlerini severek izledim. Spoi yediği halde izlemeyen varsa mutlaka izlesin...



          Jealousy Incarnate dizisinin bitişi en çok Minozları ilgilendiriyordu. Zira o bitince Lee Min Ho'nun ilk dizisi başlayacaktı ki başladı ilk bölümleri izledik. Dizi eğlenceli ve akıcıydı. Ama öyle "Vaowww süper olmuş şahane olmuş, ayıldım bayıldım" diyemeyeceğim. Umuyorum ve hissediyorum ki Denizikızı ve sahtekar Min Ho arasına şahane bir bağ kuracaklar geçmişten gelen ki 3. ve 4. bölümlerle o bağ kendini daha da belirginleşti. Ama inşallah bizleri etkileyecek dozajda bir finalimiz olur.

Bakalım....

Peki ya sizce....

29 Ağustos 2016 Pazartesi

'K'ore Günlükleri Geri Dönerse;


Nasılız sevgili çingular...
Bugünlerde öyle bir geri dönüşüm var ki buralara anlatamam size...
Bilgisayarım beni terk etse de ben Kore Dramaları'mı terk etmedim ve telefonumun minikcik ekranından -ne acındırdım kendime beh- dizilerimi izlemeye devam ettim. Gündemi hakkı ile takip edemesem de kendime 3 dizi yakaladım izlemek, haftalık takip etmek için... İstedim ki sizleri onlarla bulusturayim bugün...

Pazartesi- Salı: Moonlight Drawn by Clouds

          Bu dizinin sadece şu yandaki resmini gördüm. Kız çok tatlı görünüyordu. "Bir bakayım, beğenmezsem izlemem yarıda kalır." dedim ve be-ğen-dim.

        Çok tatlı bir dizi. Reply 1988'in kaybeden ikinci adamı burada çok tatlı, çok baskın, 10 numara bir karakter. Çocuğun içindeki cevher ortaya çıkmış adeta.
Kızı desen kaç kez izledik melodramların çocukluk bölümlerinde. Büyümüş kızımız oppalarıyla başroller paylaşır olmuş.

          Dizi tamda benim sevdiğim ve bir zamanlar şikayet ettiğimiz ama artık bulamadığımız sevimli eğlenceli konu; oğlanların içinde oğlan gibi yaşayan kızımız hakkında. Eh bir de tarihi olunca
bana Sungkyunhwan Scandal'ı hatırlattı ki kendisini çok severim. Bu diziyi de çok sevdim. O yüzden pişmanım haftalık izlediğime. Bir çırpıda içine gömülmeli ve izlerken yaşamalık bir dizi gibi duruyor ilk bölümler.
          Ama artık eskisi gibi gecemi gündüzümü dizi ile geçirdiğim dönemler bitti. Artık çalışıyoruz, işçi olduk, emekçi olduk, kısacası sömürünü düzenine bir parça oldu her yaşamını devam ettirmek zorunda olan insancık gibi. Çok özlüyorum okul yıllarımı ki bundan 3-4 yıl öncesine tekabül ediyor o zamanlar ahh ahh gençliğim soldu iş yerlerinde ...(yine fazla uzattım)


Çarşamba Perşembe Kuşağı: W

        Böyle bir dizi drama tarihinde yok. Varsa ben görmedim. Gördüysem de unutmuşum. Böyle bir yapım dünyada yok sanki... ilk...
Ben o kadar dizi-film izlemiş insanım. Bu işin gurusu olmuş sayılırım. Sayılırım fazla bile kaldı yanımda. Öyle ki bir sonraki sahneden ne olacağını adım gibi bilirim neredeyse. %100 kestiremesem de en azından bir kaç teorim olur, tutan da çok olur, olmazsa o yapım orjinal güzelliktedir zaten.
Ama yok anacım bu öyle bir dizi ki; sonra ne olacağını tahmin etmek şöyle dursun, insan bölüm bitince abalak gibi kalıyor. Dizi o kadar akıcı ki zaten sudan çıkmış balık gibi alık bir ifade ile izliyorsunuz düşünmeye fırsat bulamadan.
          Karakterimiz canımız kanımız Kang Chul zaten dev-ri alem. Fan girllük için yaratılmış sankim....tövbe tövbe..
           Allah kısmet ederse inşallah kendisi için uzun uzun yazmak istiyorum dizinin bittiğinde.Bu yüzden bölüm başı not alıyorum resmen kehkehkeh...Sonunu hepimiz çok merak ediyoruz, ne olur bitmesin diyen tarafımıza inat...


Cuma - Cumartesi: Cinderella and Four Knights

          Bu dizi bana birden fazla hikayeyi hatırlatıyor. TvN'in yakışıklı oğlanlarla tek kız konseptinin bir parçası olsa gerek bu dizimiz. Sadece çiçek oğlanları değil aynı zamanda bana Japon dizi Atashinchi No Danshi 'yi de hatırtlattı bana. İlk iki bölüm ve konsept olarak. Sonra tamda şu sahnede aklıma Yamato Nadeshiko Shichi Henge animesini hatırlattı. Uçtan uça da bir You're Beautiful hatırlıyorum üstelik. Yakışıklı oppam Jung Il Woo da oynamasın mı üstüne bir de dizide.


           Ama ben Kang Hyun Min kızı kapmalı diye düşünüyorum yada kızı diziden atın ben Kang Hyun Min'i kapayım,her türlüsü olur yani ki heheh...-Ben züppe seviyorum hacı... Ne öyle dolap gibim herif... Kang Hyun Min gibim olacak, yakışıklı oyuncu, o çevresindeki karı kızaları tek tek yolacan deşarj olacan, ne öyle sevdiği kız için abuk subuk yeminler eden salak, gerek yok... bak hyun min'e çevresinde o kadar kız var ama o kıza aşık oldu onca kız yenmişsin abla sen napacan Il Woo oppayıyaşlandı artıkım o daha çıtırlar var bak-
          İnamıyacaksınız ama amacım Jung Il Woo bana kalsın değil bu kez. Cidden ama cidden Kang Hyun Min'i tutuyorum. Düşününün dizide adını ezberlediğim tek karakter o :D

Ama dizi biraz tempo düşürdü gibi geldi bu hafta...


Ara Sıcak: Uncontrolly Fond


        Biliyorum taşlayacaksınız beni bu diziyi böyle adlandırdım diye ama sebeplerim var.

          Bu dizinin eğlenceli yanak sıkma sahnesini görünce instagramda izliyeyim bari dedim, üstelik bayağıda bir övülüyordu. Yukarıda saydığım dizilere başlamadan önce başladım aslında bu diziye.
 -Abla ya sizin memlekette başka hastalık yok mu sanki yedin beni he... Bari son bölümler söyle, ortalarda söyle, ne bilim ilk dakikadan niye hepimize karamsarlık çöktürüyorsun ya...-
        Açar açmaz 3 aylık ömrün kaldı muhabbeti ile başlayınca dizi hemen MiSa geldi aklıma; o da nesi hiç şaşırtıcı olmayan bir bilgi ile öğrendim ki yazarımız aynıymış meğer. Bu kadın takmış milletin beynine, illaki insanları bir beyin olayı ile hastalandıracak öldürecek.... Psikopat mı ne?

          Neyse efendim özetle sonu başından belli dizinin bana göre heyecanı yok ama bu psikopat abla ne zaman dizi yazsa bir şekilde izliyorum ben. Bu dizide beni bağlayan birşey yok ama izliyorum. Serviste eve giderken yada işe gelirken... Bazen öğle aralarında molaya çıkmazsam falan filen fıstık fındık...
          Ara sıcak çünkü arka arkaya izlemeye kalksam kaldıramam... valla sıkılıyorum ya...
Biliyorum siz seviyorsunuz, hastasısınız ama ben olamadım. miyan...

Gözümde Kalanlar: 
          Birde izlemek isteyip vakit kalmaz diyip izleyemediklerim var ama öyle gözüm kaldı ki anlatamam ben kesin onları da izlerim he.. demedi demeyin.

Jealousy Incarnate: 
           Bunu %100 izlerim bir kere kaçarı yok. İzlemeliyim izlemeliyim... huuuu...

          Kadro, şebek fragmanlar, unutulmaz dizim Pasta yazarı, Gong Hyo Jin'in başarılı dizileri,  The King 2 Hearts'in gönlümüze taht kuran biricik yaveri gibi cezbedici unsurlarıyla 24 saat uykusuz kalıp izlemeyi hayal ettiğim dizi. Bu konuda ciddiyim. Yukarıda bahsettiğim ilk 3 diziyi haftalık izlediğim için çok pişmanım. Buna öyle kıymak istemiyorum. Tek izin günüm olan pazarı yarım gün olan cumartesi ile birleştirip tek nefeste bitirmek hayalim diziyi ve biliyorum bir hayal olarak kalacak...

Our Gab Soon:
          Kim Soo Eun ve Song Jae Rim ssilere hastayım ben. Adeta en sevdiğim iki tatlı oyuncu başrol paylaşıyor, romantik komedi ama dizi 50 bölüm ya 50 bölüm nedir ama ya...
Hayatta bitiremem, haftalık aylık izlesem bitmez kesin ilk sıkıldığım dakika bırakırım ya olmaz ki ama çok gözüm kaldı.

Laurel Tree Tailors diğer adı ile The Gentlemen of Wolgyesu Tailor Shop:
          Aslında bu dizide çok dikkat çekici bir şey yok. Hatta fragman izleyecek kadar bile fırsat bulabilmiş değilim ama dönemsel olması dikkatimi çekti.
Tabi 50 bölüm ve ben... çok uzağız çokk...

Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo:
          Fantastik Lee Jun Ki dizisi. Bilgisayarım bozulunca en son ki yarım kalan dizinin üstüne yeni fantastik dizi çeken Lee Jun Ki ssi hiç izleme istediğim olmasa da sırf onun hatıra gözümde kaldı işte. Yoksa konusunu bile okumadım henüz...


Let's Fight Ghost:
          Fantastik tek sebebim o...  Fantastik seviyorum ben. Geri kalan sebepleri değerlendirmeden hiç bir şey bilmeden izlemek istiyorum.

Legend of the Blue Sea:
           Lee Min Ho ve fantastik kelimeleri yan yana gelmesi yetmezmiş gibi bir de bu cümleye Jun Ji Hyun eklenince yemede yanında yat bir dizi bizleri bekliyor.
          Ama hayır bu kadar değil kalite basamakları. İçinde girdikçe daha çok artıyor adeta. Dizinin yazarı You Who Came From the Stars yazarı Park Ji Eun ssi. Yönetmeni ise; Shining Inheritance (2009-Bilmeyenlere Lee Seung Ki can'ın ilk dizisi. Kendisini izlememiş olsam da çok popüler. Öyle ki aldığım Korece Ders kitabının arkasında resmi var dizinin.:D-), Prosecutor Princess (2010), City Hunter (2011), Master's Sun (2013), Doctor Stranger (2014) gibi başarılı yapımları idare etmiş adamımız Jin Hyuk ssi.

           Yani demek istediğim sadece görünen yüz olarak değil alt yapı olarak da insanın beklentisimi arttırıyor. Minozların deli divaneliği ile inanıyorum bu dizi yılın beklenen dizi olarak tarihi geçecek. Belki de geçti.:D İnşallah beklentilerimizi karşılar.
Bakalım W dramasını geçebilecek mi gözüm de?


           Son olarak dizimiz gözümde kalanlar listemde bir numara olan Jealousy Incarnate bitince başlayacak...



22 Mayıs 2013 Çarşamba

Gu Family Book

          Bu hafta sizleri SBS 'in pazartesi salı kuşağının yani Jang Ok Jung Living In Love 'ın rakibi MBC'nin Gu Family Book 'u ile tanıştırmaya geldim sevgili çingular....



          2012 yılına damgasını vuran fantastik dizi yığılmasından sonra bu yılın ilk dikkat geçen fantastik dizisi MBC'nin Gu Family Book dizisi oldu. Baş rollerini Lee Seung Ki ve Bae Suzy'nin paylaştığı tarihi, fantastik dizi akıcı, heyecanlandıran senaryosu ile yüksek reyting oranları almaya devam ediyor her hafta. Şu ana kadar 14 bölümü yayınlanan dizi SBS'in Jang Ok Jung dizisi ile aynı saati ve aynı bölüm sayılarını paylaşıyor.:)


          Dizinin konusu aslında bize çok tanıdık ve dahası bizim -en azından benim- çok sevdiğim konulardan biri. Kore'nin ve diğer Uzak Doğu Ülkeleri'nin en bilindik efsanelerinden biri Dokuz Kuyruklu Tilki, yani Gumiho hakkında.:)) Gumiho ve Lee Seung Ki kelimeleri yanyana iken herkesin aklından geçeni biliyorum. Ama bu kez Gumiho, Seung Ki can'ın kendisi. Yarı insan, yarı Gumiho olan Choi Kang Chi ve dramını kimi zaman göz yaşları, kimi zaman sinirden sımsıkı olan yumruklarınız ile ama her daim büyük bir merakla izliyorsunuz.

           Gözümüzün önünde bir nesil değişiyor sevgili çingular... Farkında olmadan zaman neler görütüp neler getiriyor... Dizinin kadrosu genç isimlerle dolu. Genç olmalarını rağmen tanıdık yüzler hepsi....

          Lee Seung Ki ile Suzy 'nin başrol paylaşacağını duyduğumda, çok da uyumlu bir çift gibi görünmemişlerdi gözümde. Seung Ki neyse de Suzy'nin bu rol için fazla toy olduğunu düşünmüştüm. Ama izlerken herhangi bir uyumsuzluk yada yetersizlik hissetmedim. Çok başarılı olmasa da Suzy'de oyunculuk konusunda yavaş yavaş başarılı bir ilerleme kaydediyor... :)

          Lee Seung Ki'ye diyecek lafım yok zaten. The King 2 Hearts izledikten sonra Lee Seung Ki ssi'nin artık piştiğine, olduğuna karar vermiştim ben. Gumiho olmanın da başarı ile altından kalktığını inanıyorum. Özellikle ağlaması gereken sahnelerde çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Öyle içi ağlıyor ki benim bile gözlerim doluyor bir anda.:) Ee benim gözümde bir oyuncu ağlayabiliyor, ağlarken ağlatabiliyorsa oyuncu olmuştur demektir. :)
          Çok da sıkı çalıştığını öğrendim Lee Seung Ki'nin. Öyle ki 4. bölümde elinde yararlandığı halde çekimlere devam etmiş, vücudunda morluk olduğu halde aksiyon sahnelerini kendi çekmek konusunda her zaman ısrarcı  imiş. Ama aksiyon sahnelerde pek de havalı görünüyorlar canım. Bencede kendisi çekmeye devam etsin.:))

           Dizinin bir diğer tanıdık yüzü Lee Yoo Bi. Nice Guy izleyenler hemen hatırlayacaktır kendisini. Gumiho'nun annesinin kaderine çok benzer bir kadere sahip bir karakter olarak karşımıza çıksa da Park Chung Jo... ondan çok daha hırslı ve bana göre daha kötü bir kaderi var.

          23 yaşındaki oyuncuda dikkatimi geçen iki ayrıntı var. Biri yaşından küçük göstermesi, öyle ki Suzy ile el ele koştukları bir sahnede Suzy ablası- o kardeşi gibi görünüyordu ki, Suzy ondan 4 yaş küçük...:) Bir diğer yarıntı ise Dae Jang Geum ile tanıyıp sevdiğim Kyun Mi Ri 'nin kızı olması...:)


        Yoo Yeon Suk ssi ile ilk tanışıklığımız. Kendisinin rol aldığı pek çok dizi olsa da tanışmak bu güne kısmet imiş.:) Park Chung Jo'nun abisi Park Tae Seo... Dağılan ailenin ardından yediği hipnoz ile hayatı double kararan tek taraflı aşık, hata üstüne hata yaptığını düşünüp kahrolan zavallı Tae Seo...



          Lie To Me ve Shut Up Flower Boy Band dizileri ile sevdiğimiz 1990'lı Sung Joon ssi. Gizliden gizliye sevdiği, ancak buna hakkı olmadığını düşündüğü agassi'ni her daim korumak isteyen Gun...


          Tahmin edin bakalım bu şebek gülüşlü sevimlilik abidesi kim? Choi Jin Hyuk ssi'yi Panda and Hedgehog izleyenler hemen tanıyacaktır. Ya da It's Okay, Daddy's Girl dizini izleyenler... (Ben henüz izlemeden ama izlemeye karar verdim kendisinin başrol olduğunu öğrendiğimde.:)) Hiç olmadı Pasta'yı izlediyseniz mutfağın yakışıklı şeflerinden biri olduğunu hatırlatmak isterim kendisinin.:))

           Dizinin benim için en önemli noktaların biri olduğunu düşündüğüm bir karakteri canlandırıyor Choi Jin Hyuk  ssi... Melez Gumiho'muzun babası hakiki Gumiho olur kendileri.:)) Saf, temiz insanoğlunda bile olmayan iyi niyeti ile aşk için hayatını değiştirmeyi göze alan ama sonunda hiç birşeye sahip olamayıp herşeyini kaybeden, yüreciklerimizi dağlayan bir karakter Gu Wol Ryung...

          Diziyi ilk bölümden sevmeme sebep olan Gu Wol Ryung bana göre dizinin kırılma noktaların biri ve ileri ki bölümde de bir kırılma noktası oluşturacak ümidi ile izliyorum her bölüm.:))


          Bir başka tanıdık yüz ise Playful Kiss 'in oğlunu evlatlıkdan red edip, gelinini nüfusuna geçirecek sandığımız can kaynanası Jung Hye Young ssi. Giseng evinin soğuk bakışlı baş gisengini canlandırıyor bu kez.
          Bir diğer tanıdık yüz ise Sungkyunkwan Scandal'ın iyilik meleği kralı Jo Sung Ha ssi. Garip bir kaderin başını kılıcı ile geçen savaş sanatları ustası... Aynı zamanda Dam Yeo Wool (Suzy) 'un babası.



         Ve dizinin ümüğü sıkılası kötüsü, çırk kötüsü, merhametsizi, vicdansızı, sapığı; gözünü para bürümüş, güç bürümüş pisliği; masum insanlara iftarlar atıp aileler dağıtan, canlarından eden, namuslarına göz diken şerefsizi Jo Kwan Woong... Kendisi izlerken iğrenecek, sinire gark olacak, bir an önce geberse de imtikamızı alsak diye dualara bürüneceksin. O kadar kötü biri işte. Bu herifin karşısında Gumihocuklarıma canavar diyen diller utansın bence dizide.:))

          Adi-pislik (eh ne hareket ettim behh...:D ) Jo Kwan Woong karakterine Daisy filmi ile tanıştığım Lee Sung Jae ssi can veriyor. Karakterden nefret etsemde Lee Sung Jae ssi başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Özellikle garip sesler çıkarması sinirden çizgilere gark olan suratımı yumuşatıyor hafiften.:))



          2013'in en iyi dizilerin biri olduğuna ve olmaya da devam edeceğini düşündüğüm bir dizi Gu Family Book. Heyecanlı ve akıcı senaryosu sayesinde zamanın nasıl geçtiğini hissettirmeyen bir dizi. Efekler ve aksiyon sahneleri, güzel manzaraları ile göz zevkinizi de hitap ediyor adeta. Ben izleyin derim pişman olamacaksınız. Özellikle benim gibi romantik komedilerin standartlarından sıkılanlar için, her melodramın kasvetine dayanamayanlar için ilaç niyetinde bir dizi. Ben severek izliyorum. Çevirisi de çok hızlı üstelik, hala ne bekliyorsunuz gidin başlayın hemen.:))

- SPOiLER -



          * Şu çifte bayıldığımı söylemezsem gözüm açık gidebilir.:) Özellikle Gu Wol Ryung o kadar tatlı ki... resmen yazık oldu çocuğa. Kadir kıymet bilmez karısı ise sinirimi bozmadı desem yalan olur hani. Gumiho'da olsa canavarda olsa, kurtardı kızım seni, sevdi seni, sahiplendi, nasıl ihanet edersin kalleş...:( Yine de Choi Jin Hyuk ve Lee Yeon Hee hoş bir çift olmuşlar bana göre. Doyamadık kendilerine... KDrama sektöründe pek mümkün değil ama inşallah ileride bu ikisini tekrar bir arada görmek nasip olur. :))

          * Baba gumihonun hikayesi kalbimi büzüp, göz yaşlarımın şıpırdamasına neden oldu. Sevdiği kadın ona ihanet ettiği halde, kalbimi söküp kendini kurtaramadı kıyamam. Aşk böyle birşey işte...

          * Choi Kang Chi'nin gumiho olduğunu öğrendikten sonra Cheon Jo'nun aptal tepkisine karşılık Dam Yeo Wool sahiplenişi, çok sevimli ve bir o kadar da samimiydi. Kimlerin gerçekten sevdiği ortada gibi... :)

          * Dizinin göz yaşlarımı şıpırdatan bir diğer sahnesi YüzYıl Hanı'nın sahibi  Park Moo Sol'un öldüğü sahneydi. Çok iyi kalpli bir adamın ailesinin önünde ölümü, son sözleri, sevgisi, Kang Chi ile aralarındaki özel bağ... ağlamamak mümkün değil....:))

          * 12. bölüm çok heyecanlı bir yerde kaldı. Japonlar ile gelen gizemli kadın kim? Baba Gumiho uyanınca neler olacak? Malum kendisinin cezası 1000 yıllık kötü olmak. Oğlunu tanıyacak mı? İntikamlarını alabilecekler mi? Dahası bu şerefsiz ne zaman ölecek... Merakla beklemekteyim.:))