Blog kullanım rehberi için tıklayınız.

29 Ağustos 2016 Pazartesi

'K'ore Günlükleri Geri Dönerse;


Nasılız sevgili çingular...
Bugünlerde öyle bir geri dönüşüm var ki buralara anlatamam size...
Bilgisayarım beni terk etse de ben Kore Dramaları'mı terk etmedim ve telefonumun minikcik ekranından -ne acındırdım kendime beh- dizilerimi izlemeye devam ettim. Gündemi hakkı ile takip edemesem de kendime 3 dizi yakaladım izlemek, haftalık takip etmek için... İstedim ki sizleri onlarla bulusturayim bugün...

Pazartesi- Salı: Moonlight Drawn by Clouds

          Bu dizinin sadece şu yandaki resmini gördüm. Kız çok tatlı görünüyordu. "Bir bakayım, beğenmezsem izlemem yarıda kalır." dedim ve be-ğen-dim.

        Çok tatlı bir dizi. Reply 1988'in kaybeden ikinci adamı burada çok tatlı, çok baskın, 10 numara bir karakter. Çocuğun içindeki cevher ortaya çıkmış adeta.
Kızı desen kaç kez izledik melodramların çocukluk bölümlerinde. Büyümüş kızımız oppalarıyla başroller paylaşır olmuş.

          Dizi tamda benim sevdiğim ve bir zamanlar şikayet ettiğimiz ama artık bulamadığımız sevimli eğlenceli konu; oğlanların içinde oğlan gibi yaşayan kızımız hakkında. Eh bir de tarihi olunca
bana Sungkyunhwan Scandal'ı hatırlattı ki kendisini çok severim. Bu diziyi de çok sevdim. O yüzden pişmanım haftalık izlediğime. Bir çırpıda içine gömülmeli ve izlerken yaşamalık bir dizi gibi duruyor ilk bölümler.
          Ama artık eskisi gibi gecemi gündüzümü dizi ile geçirdiğim dönemler bitti. Artık çalışıyoruz, işçi olduk, emekçi olduk, kısacası sömürünü düzenine bir parça oldu her yaşamını devam ettirmek zorunda olan insancık gibi. Çok özlüyorum okul yıllarımı ki bundan 3-4 yıl öncesine tekabül ediyor o zamanlar ahh ahh gençliğim soldu iş yerlerinde ...(yine fazla uzattım)


Çarşamba Perşembe Kuşağı: W

        Böyle bir dizi drama tarihinde yok. Varsa ben görmedim. Gördüysem de unutmuşum. Böyle bir yapım dünyada yok sanki... ilk...
Ben o kadar dizi-film izlemiş insanım. Bu işin gurusu olmuş sayılırım. Sayılırım fazla bile kaldı yanımda. Öyle ki bir sonraki sahneden ne olacağını adım gibi bilirim neredeyse. %100 kestiremesem de en azından bir kaç teorim olur, tutan da çok olur, olmazsa o yapım orjinal güzelliktedir zaten.
Ama yok anacım bu öyle bir dizi ki; sonra ne olacağını tahmin etmek şöyle dursun, insan bölüm bitince abalak gibi kalıyor. Dizi o kadar akıcı ki zaten sudan çıkmış balık gibi alık bir ifade ile izliyorsunuz düşünmeye fırsat bulamadan.
          Karakterimiz canımız kanımız Kang Chul zaten dev-ri alem. Fan girllük için yaratılmış sankim....tövbe tövbe..
           Allah kısmet ederse inşallah kendisi için uzun uzun yazmak istiyorum dizinin bittiğinde.Bu yüzden bölüm başı not alıyorum resmen kehkehkeh...Sonunu hepimiz çok merak ediyoruz, ne olur bitmesin diyen tarafımıza inat...


Cuma - Cumartesi: Cinderella and Four Knights

          Bu dizi bana birden fazla hikayeyi hatırlatıyor. TvN'in yakışıklı oğlanlarla tek kız konseptinin bir parçası olsa gerek bu dizimiz. Sadece çiçek oğlanları değil aynı zamanda bana Japon dizi Atashinchi No Danshi 'yi de hatırtlattı bana. İlk iki bölüm ve konsept olarak. Sonra tamda şu sahnede aklıma Yamato Nadeshiko Shichi Henge animesini hatırlattı. Uçtan uça da bir You're Beautiful hatırlıyorum üstelik. Yakışıklı oppam Jung Il Woo da oynamasın mı üstüne bir de dizide.


           Ama ben Kang Hyun Min kızı kapmalı diye düşünüyorum yada kızı diziden atın ben Kang Hyun Min'i kapayım,her türlüsü olur yani ki heheh...-Ben züppe seviyorum hacı... Ne öyle dolap gibim herif... Kang Hyun Min gibim olacak, yakışıklı oyuncu, o çevresindeki karı kızaları tek tek yolacan deşarj olacan, ne öyle sevdiği kız için abuk subuk yeminler eden salak, gerek yok... bak hyun min'e çevresinde o kadar kız var ama o kıza aşık oldu onca kız yenmişsin abla sen napacan Il Woo oppayıyaşlandı artıkım o daha çıtırlar var bak-
          İnamıyacaksınız ama amacım Jung Il Woo bana kalsın değil bu kez. Cidden ama cidden Kang Hyun Min'i tutuyorum. Düşününün dizide adını ezberlediğim tek karakter o :D

Ama dizi biraz tempo düşürdü gibi geldi bu hafta...


Ara Sıcak: Uncontrolly Fond


        Biliyorum taşlayacaksınız beni bu diziyi böyle adlandırdım diye ama sebeplerim var.

          Bu dizinin eğlenceli yanak sıkma sahnesini görünce instagramda izliyeyim bari dedim, üstelik bayağıda bir övülüyordu. Yukarıda saydığım dizilere başlamadan önce başladım aslında bu diziye.
 -Abla ya sizin memlekette başka hastalık yok mu sanki yedin beni he... Bari son bölümler söyle, ortalarda söyle, ne bilim ilk dakikadan niye hepimize karamsarlık çöktürüyorsun ya...-
        Açar açmaz 3 aylık ömrün kaldı muhabbeti ile başlayınca dizi hemen MiSa geldi aklıma; o da nesi hiç şaşırtıcı olmayan bir bilgi ile öğrendim ki yazarımız aynıymış meğer. Bu kadın takmış milletin beynine, illaki insanları bir beyin olayı ile hastalandıracak öldürecek.... Psikopat mı ne?

          Neyse efendim özetle sonu başından belli dizinin bana göre heyecanı yok ama bu psikopat abla ne zaman dizi yazsa bir şekilde izliyorum ben. Bu dizide beni bağlayan birşey yok ama izliyorum. Serviste eve giderken yada işe gelirken... Bazen öğle aralarında molaya çıkmazsam falan filen fıstık fındık...
          Ara sıcak çünkü arka arkaya izlemeye kalksam kaldıramam... valla sıkılıyorum ya...
Biliyorum siz seviyorsunuz, hastasısınız ama ben olamadım. miyan...

Gözümde Kalanlar: 
          Birde izlemek isteyip vakit kalmaz diyip izleyemediklerim var ama öyle gözüm kaldı ki anlatamam ben kesin onları da izlerim he.. demedi demeyin.

Jealousy Incarnate: 
           Bunu %100 izlerim bir kere kaçarı yok. İzlemeliyim izlemeliyim... huuuu...

          Kadro, şebek fragmanlar, unutulmaz dizim Pasta yazarı, Gong Hyo Jin'in başarılı dizileri,  The King 2 Hearts'in gönlümüze taht kuran biricik yaveri gibi cezbedici unsurlarıyla 24 saat uykusuz kalıp izlemeyi hayal ettiğim dizi. Bu konuda ciddiyim. Yukarıda bahsettiğim ilk 3 diziyi haftalık izlediğim için çok pişmanım. Buna öyle kıymak istemiyorum. Tek izin günüm olan pazarı yarım gün olan cumartesi ile birleştirip tek nefeste bitirmek hayalim diziyi ve biliyorum bir hayal olarak kalacak...

Our Gab Soon:
          Kim Soo Eun ve Song Jae Rim ssilere hastayım ben. Adeta en sevdiğim iki tatlı oyuncu başrol paylaşıyor, romantik komedi ama dizi 50 bölüm ya 50 bölüm nedir ama ya...
Hayatta bitiremem, haftalık aylık izlesem bitmez kesin ilk sıkıldığım dakika bırakırım ya olmaz ki ama çok gözüm kaldı.

Laurel Tree Tailors diğer adı ile The Gentlemen of Wolgyesu Tailor Shop:
          Aslında bu dizide çok dikkat çekici bir şey yok. Hatta fragman izleyecek kadar bile fırsat bulabilmiş değilim ama dönemsel olması dikkatimi çekti.
Tabi 50 bölüm ve ben... çok uzağız çokk...

Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo:
          Fantastik Lee Jun Ki dizisi. Bilgisayarım bozulunca en son ki yarım kalan dizinin üstüne yeni fantastik dizi çeken Lee Jun Ki ssi hiç izleme istediğim olmasa da sırf onun hatıra gözümde kaldı işte. Yoksa konusunu bile okumadım henüz...


Let's Fight Ghost:
          Fantastik tek sebebim o...  Fantastik seviyorum ben. Geri kalan sebepleri değerlendirmeden hiç bir şey bilmeden izlemek istiyorum.

Legend of the Blue Sea:
           Lee Min Ho ve fantastik kelimeleri yan yana gelmesi yetmezmiş gibi bir de bu cümleye Jun Ji Hyun eklenince yemede yanında yat bir dizi bizleri bekliyor.
          Ama hayır bu kadar değil kalite basamakları. İçinde girdikçe daha çok artıyor adeta. Dizinin yazarı You Who Came From the Stars yazarı Park Ji Eun ssi. Yönetmeni ise; Shining Inheritance (2009-Bilmeyenlere Lee Seung Ki can'ın ilk dizisi. Kendisini izlememiş olsam da çok popüler. Öyle ki aldığım Korece Ders kitabının arkasında resmi var dizinin.:D-), Prosecutor Princess (2010), City Hunter (2011), Master's Sun (2013), Doctor Stranger (2014) gibi başarılı yapımları idare etmiş adamımız Jin Hyuk ssi.

           Yani demek istediğim sadece görünen yüz olarak değil alt yapı olarak da insanın beklentisimi arttırıyor. Minozların deli divaneliği ile inanıyorum bu dizi yılın beklenen dizi olarak tarihi geçecek. Belki de geçti.:D İnşallah beklentilerimizi karşılar.
Bakalım W dramasını geçebilecek mi gözüm de?


           Son olarak dizimiz gözümde kalanlar listemde bir numara olan Jealousy Incarnate bitince başlayacak...



2 Mayıs 2016 Pazartesi

Rapunzel'in Zorunlu Kule Dışı Hayatı Anlamayışının Getirisi Kızgınlığı....

- 10 senedir  aşıkmış adam ondan zarar gelmez
-Aşık mı? Peh o yüzden mi o kadar kızla çıkmış bu güne kadar...
- Aman ciddi değildir o... Öylesine takılmıştır.

Sen birine aşıksın ama başkaları ile takilabiliyorsun zihniyete bak be... Subanallah, kamalhe, perfect, şingihada, isanhe... 😱
İnsanlar giderek kafayı yiyiyor artık anladım. Aşkın şeklini değiştirdi gereksizler... Sadakatin canına okuyup katlettiler resmen. Vicdanın köküne kibrit suyu deyip şeytani da geçtiler kendini begenmislikte...  Tüm inancı kaybettirdiler gerçek aşkın varlığına... Sadece dizilerde filmlerde olur diyip yürek denilen seyi param parça edip bir paçavra gibi fırlatıp attılar. Yuzeyselliğin dibine vurup kendileri ile birlikte tüm temiz inançların köküne çamaşır suyu, tuz ruhu döküp kuruttular...

Tüm güzel duygular çamur attılar... İki insanın yan yana mutlu oluşuna kimse dayanamadı hemen bir yakıştırma hemen bir uzaklaştırma çabaları... Kimse kendi duygularını dusuncelerini anlayamadan düşman kesiliverdi. Uzaklaştı mesafeler ustune mesafeler dizildi araya...

Ya Rabbi dünya öyle bir yer olmuştu kimse kimsenin mutluluguna dayanamaz olmuş. Dünya o kadar kötü bir yer olmuş ki herkes bir başkasının mutluluguna golge dusurmek için yarışır olmuş

 İki gönül bir olunca samanlık seyran olur cümleleri tarihi eser oldu ne yazık ki... Artık kimse iki gönlü yan yana görmeye dayanamıyor... Hemen gönüllere binbir fitne sokup şüpheye düşünüyorlar... Mesafeleri şüpheler yüksek duvarlardan aşılmaz dağlara çeviriyor... Sonunda sevende sevmez oluyor sevmeye niyet eden de bozuyor sözlerini... Unutuyor hayalleri, vazgeçiyor dualardan... Umut etmekten nefret eder oluyor insan sonunda hayal kırıklığına uğramak  korkuyor... Çünkü bıkkın artık bundan...

 Yine de;

 Yıllar geçti değişmiyor şarkılar... Adresleri değişse de...
 Vazgeçtim gözlerinden... Vazgeçtim sözlerinden... Bir ah de yeter... Sessizce kimsesizce gönderdim dudaklarını öpme al yeter... Bilmez yüreğim bilmez yüreğini... Yok olmak anıdır şimdi...

Fırsat vermediler yüreklere ki bilsinler birbirlerini...

25 Ekim 2015 Pazar

Kuroshitsuji

          Aslında yazmayı düşünmüyordum ama içimde birden yazmalıyım hissi belirdi. Az önce bitirdiğim bir anime ile karşnızdayım cingular ecel tecel...

         Genelde ağır ciddi şeyleri izlemek yerine eğlenceli gülmeli, romantikli komedili yapımlar izlemeyi tercih ederim sizde fark ettiyseniz... Mesela bu aralar She Was Pretty'yi izliyorum ki bayılıyorum kendinisine. Sadece Siwon'uma değil... dizinin asıl çiftine hayranım hatta... Neyse konuyu dağıtmayalım Kuroshitsuji'ye dönelim... Dediğim gibi ve bildiğiniz gibi ben bu tarz ağır yapımlar pek izlemem ama arada böylesi gerekiyor. Hele ki böyle kaliteli değişik bir senaryo ile karşnıza geliyorsa...

          Birinci sezonun finalini az önce izlemiş biri olarak son anda küçük bir damla göz yaşı bile döktüm ki tüm 24 bölüm boyunca farkında olmadan içimi şişirenler o garip rahatlamışlık hüznü ile akıp gitti sanki içimden...

          Ama benim bu kadar acele ile yazmamdaki asıl sebep çok beğenmiş olmamdan değil. Elbette çok beğendim ama hakkındaki "ortalama bir yapımdı" ifadeli bir yazı okumaktı. Yazıyı bitirince herkesin kendi görüşü anlayışı ile kabullensemde içimde bir yerler haksızlık olduğunu düşündü ve bir de ben yorumlayayım istedim animeyi bu yüzden.


           Animeniz aynı isimden oluşan ve 2006 yılında yayınlanmaya başlanan üstelik halen devam etmekte olan aynı isimli mangasından uyarlanam tahmin edersiniz ki...

           Animemiz şimdilik 3 sezon artı OVAlardan oluşmakta. Üstelik uyarlanmış bir filmi varmış kendilerinin, 2014 yapımı. Sevenleri hayranları çok anlayacağınız. Hatta yanlış anlamadıysam ki inşallah anlamamışdır, aktif olarak türkçeye çevirmeye çalışılıyor mangası. Tık tık... Okumak için can atıyorum bende. Zira yorumlardan birinde okuduğuma göre çok fena teoriler varmış bizi şaşırtacak, mutlaka türkçe okunmalıymış falan filan...
Eh bende bu kadar sevmişken okumak istiyorum bu heyecanımı kaybetmeden. Gerçi okumaktan biraz korkuyorum da daha önce animesini beğenediğim bir iki yapım mangada ağır ecchi çıkınca bir hayal kırıklığına uğradım çünkü... Umarım böyle birşey olmaz.:))

Peki bu kadar beğendiğimiz bu yapımın konusu ne?

           Aslında çok sakat konu... Maaz Allah sizi dinden imandan bile çıkarabilir farkında olmadan :D

          Ölümün kıyısında ailesine ve kendisine acı çektirenlerden intikam almak isteyen Ciel'in şeytanla yaptığı bir anlaşma sonucu şeytana intikamını aldıktan sonra ruhunu satma konusunda daha doğrusu yedirme konusunda söz vererek efendisi oluyor. Şeytan da onu lanet kahyası olarak ruhunu ele geçirmek için dört dörtlük davranmak için elinden geleni ardına koymayarak yardımcı oluyor.

          Böyle bakıldığında gerçekten zalim sevimsiz bir hali varmış gibi geliyor animenin ama öyle değil.
           Öyle başarılı yazılmış bir senaryo ki Sebas-çan (Sebastian) sadece bir şeytan olamaz diye bir his doğuyor temiz kalplerinize... Yani benim teorimde bu hacı... Öldürseler inanman onun kötü olduğuna... o işte başka bir iş var bence. O Ciel'i korumak için gönderilmiş, yanlız kaldığı bu hayatta yaşama umudu olsun diye gönderilmiş bir kalkan sanki... Her ne kadar birinci sezon finali öyle değilmiş gibi göstersede...

-Spoiler-

          Hele ki adamın günahkar olmuş melekle bir kavgası var... O kötü olamaz onun başka bir özelliği var diyorsunuz... İşte insanı farkında olmadan dinden imandan çıkarır deme sebebimde bu sahne aslında.

          Öte yandan başta gereksizmiş gibi duran diğer hizmetçi elemanlar bile merak ettiğim ilginç sevimli karakterler...
         Madam-ı Reddo gibi kayıp giden ilginç kötü ama haklı karakterlerde var. Açıkçası onu kötü oluşu beni sarsmadı desem yalan olur.

         Aksiyon heyecanlı şaşırtıcı animeye komedi unsurları da katılmış, ben kötü bulmadım açıkçası. Kahkahalara boğmasada bir tebessüm ettirdi beni.
Özellikle bu  lanet geyik sahnesi... :))

          Özetle çingular ben animeyi sevdiğim konuyu merak ettim. Tavsiye ederim. Diğer sezonlarda görüşmek üzere...
Hayat felsemem... En baştan beri yanlızız... İnsanlar belli duraklarda hayatımıza binen , belli duraklarda da bindiği gibi inen varlıklar sadece. Dünya gelip geçici, hayat gibi herşey fani... (:



24 Eylül 2015 Perşembe

Miss Granny


Orijinal adı: 수상한 그녀 / Nebeoending seutoli
Bilinen Adı: Miss Granny / Soosanghan Geunyeo
Yönetmen: Jung Yong-Joo
Yazar: Park Eun-Kyo, Lee Byeong-Heon
Süre: 124 dakika
Vizyon Tarihi: 22 Ocak 2014

Oyuncular:


OST: 
  • 나성에 가면 (If You Go to Los Angeles)
  • 반지하 인생 (Life of Half Underground)
  • 하얀나비 (White Butterfly)
  • 한번   (Once More) 
  • Waltz for Mother 
  • 빗물 (Raindrop) 
  • 나성에 가면 (If You Go to Los Angeles)
Konusu:

          Bir halmoni, oğlu, gelini ve 2 torunu ile yaşayan her yaşlı kadar yaşlılık alışkanlıkları olan, yani takma dişleri ağrıyan eklemleri, yaşadığı deneyimlerin çokluğu ile birazda herşeye karışma potansiyelli bildiğimiz klasik bir Koreli babaanne... Bir gün 20 yaşındaki bedenine geri dönerse neler olur dersiniz.
Bence yeniden aşık bile olur. ;)

          Çok eğlenceli, yeryer insanın içine nakış gibi işlenen küçük hüzünlerle dolu başarılı bir yapım. Speed Scandal'ın gişe rekorunu kırdığını duydum. Varın gerisini siz düşünün.:)

Son zamanlarda böyle tatlı filmler kolay kolay çıkmıyor karşımıza. Bence izlemelisiniz.

Diyorum ve izleyenler için geçiyorum SPOİLER'e...
Yasal Uyarı: İzlemeden okumayın bak, gidin izleyin. Böyle tatlı yapımı benim spoilerimle hiç etmeyin, harcamayın.

20 ile 30'un tam ortasında olan ben sanırım en kritik dönemimdeyim. Ama nedense hep orta yaşlı muamlesi görüyormuşum gibi hissediyorum niye acaba...

 Babaaanenin gençliği çok tatlı deli doluydu. Kız da oyunculuğu da çok tatlıydı. Lee Jin Wook ssi de çok tatlıydı. Ama en çok bu sahnede güldüm Jin Wook ssiye...



            Bir de kıyılarda köşelerde kalmış, agassiciğinin her daim yanında olan bir helbemiz vardı. Filmin sonunda gençlik ona uğrayınca bir Kim Soo Hyun gördük sandık hepbirlikte. Vay bee adama bak gençliğinde Kim Soo Hyun'muş diye gözlerimiz bir pörtleyiverdi yerinden...:)


           Oh Doo Ri'nin söylediği şarkılar çok güzeldi. Ama slow şarkılar daha bir başka güzeldi. Daha bir anlamlıydı. Hele ki arkalarındaki hikaye. Ekran başındaki oyuncular onu sahnede dinlerken nasıl duygulandıysa bende öyle duygulandım.

          Bunun haricinde filmde iki önemli sahne daha vardı bana göre. Kavga ettiği arkadaşını ziyarete giden ve bulamayan Oh Doo Ri'nin hissettiği hüzün tek kelime olmasa bile bizi de hüzünlendirdi.
          Ama bundan daha etkili sahne 20 yaşına dönmüş anne ve onu tanıyan oğlu arasında geçen, ucunda bir canın yaşama kararının asılı olduğu karar sahnesiydi. İki damla yaş onlarla birlikte benimde gözlerimden süzüldü...

Ve sonunda halmoni nin son aşkına fırlattığı bakışla, mutlu ama için için hüzünlü biten tatlı hikaye...

Ben bu filmi çok sevdim yahu... Zaten oyuncularında çoğu tanıdık yüzlerdi benim için.:)
Sizce???


Bayramınız mübarek ola çingular...
Benden size bir bayram hedayesi...
Uzun süre sonra içimdeki yazma hevesini tekrar uyandıran bir film...
Keşke bittikten hemen sonra yazmak için vaktim olaydı.
O zaman daha güzel bir yazı olurdu...


13 Eylül 2015 Pazar

Mim: Karışık Oynat

Merhabalar sevgili 'K'ore Günlükleri takipçileri...
Yavv özledim sizleri... Nerelerdesiniz, hiç sesiniz soluğunuz çıkmıyor.;P
Nasılda suçu size atıyorum ama. Uzun süredir yokum, biliyorum, unutturdum kendimi.

Eski günlerimi, yazmayı, izlemeyi, saatlerde kollajlamayı, repliklerle yazılarımı süslemeyi çok özledim ama... vaktim yok, bilisayarım bozuk klavyemin bazı gerekli tuşları basmıyor print screen gibi...:(
Özetle bennn acılarrr...

Uzun uzun sürülerdir yazmıyorum, vaktim yok, onu bir tarafa bırakın, bir de geldi kendini bilmezler ortalığı karıştırıp benim özelimi bana sormadan blogcuğuma yüklediğim tüm resimleri silmesinler mi? Bir kısmını kurtardım ama tekrar yükleme yapmam gerek sanırım vaktim yok nerde hangi resim vardı hafızamda yok. Resmen biri blogcuğumu katletti yahu.. Blogun bu halini gördükçeside yazma hevesim kaçıp duruyor resmen.

Tamda bu çıkmazlardayken ben, sevgili çingum Bulanık Beynin Dünyası bana bir mim pasladı ve paslanmaya, küflenemeye yüz tutmuş bu bloga bir hareket sebebi sağladı, kendilerine bol kumavolarımı gönderiyorum ve geçiyorum mime.:)

Mimizin adı karışık oynat. Sorulara cevap verirken müzik çalarımızı karışık çal moduna alıyoruz ve her sorunun şansına hangi şarkı düşerse, onuda cevabımızın başını alıyoruz. ;)

Uzun süredir winamp'tan müzik dilemiyordum, bazı atlatamadığım psikolojik sorunlar var da:D
Sizin için Winamp'ımın most player listesini seçtim. Biraz eski takılalım birlikte. Zaten ben yeni şarkıları da pek bilmiyorum, yaşlılık işte...^^

1. Biri iyi misin diye sorarsa cevabın?
Taal - Taal Se Taal Mila
İyi mi görünüyorum. Bugünlerde pek iyi değilimde bir de insanlar sormuyor mu bile bile... Sonrası ne oldu oluyor tabi... Ona da cevabım "yok bişey"

Bu arada bu şarkıyı özlemişim pek severim. Alka nın tiz sesine rağmen.; Tabi soruya da bir göndermesi oldu şarkının; Udit Naraya'nın güzel sesinden dinlediğim en sevdiğim yeri ile...

Jo tera haal hai, woh mera haal hai, Is haal se haal mila, taal se taal mila
Bu senin halin, o benim halim. Bu hal hali buldu, ritim ritmi buldu...

2. Kendini nasıl tanımlarsın ?
Personel Taste - Depression of the director
Bugünlerde fazlaca depresif... Sinirli olmadık şeylere küçük şeylere kızan, alıngan, bıktın, bezgin bir zombi.
İnsanlara laf sokmak için "ben sizin gibi olamam ben uzaylıyım" diye diye insanların utanmazlığı yüzünden cümlem amacına ulaşamamış, gerçekten adı uzaylı kalan biriyim ben.
İlgiye şefkate ihtiyacım var galiba sevin beni.

3. Bir erkekte hoşlandığın şeyler ne?
Teri Meri Love Story - Maine Pyaar Kyun Kiya

Ooo hoşlanmak/erkek kelimeleri yan yana gelince bilgisayar love story ye bağladı hemen.
Hacı ben baya türkçe öküz seviyorum. Ben değer vereyim, o beni hiç yerine koysun, piç gibi ortada bıraksın, kırsın ağlatsın, ama sonra gelsin yüzüme kocaman gülümsesin, tamam eriyip bitiyorum. Ona ihtiyacım olduğunda ortalarda olmasın ama en gereksiz zamanda yırttık dondan çıkar gibi çıkıp bana engel olan tiplere acayip bir ilgim var benim sanki. Hoşlandığım bütün erkekler hep bu özellikteydi çünkü.
Oysaki ben yakışıklı namja severim. Böyle gözlerine bakınca tüm dünyayı unutacağım birini isterim. Ama bunun karşılığında o da bana aynı ilgi ve sevgi ile karşılık versin isterim. Çok yılışık ilişki istemem, tuvalet saatine kadar takip eden saplantı ilişkilere kusasım var her zaman. Ama birlikte acımızı kederimizi mutluluğumuzu sinirimizi paylaşalım isterim. Her durumunda aklımıza birbirimiz gelelim isterim, bunu ona hemen söylemeliyim güveni olmalı içimizde. Kavgalarımıza çarptığımız kapılara inat birbirimizin yüzünü görünce tüm bu kırgınlıklar toz olup uçsun isterim.

Şarkısının etkisinden midir ne resmen ideal koca listesi yapmışım. Az kaldı bi yerlerden Esra Erol falan fırlayacak birazdan sanki... Kore'den 'K'nin bir talibi bizi arıyor diye heheh...


4. Bugün nasıl hissediyorsun?

Hum Tum - Chak De

Bugün kendimi çok kötü hissediyorum. Moralim bozuk, ihanete uğraşmış hissediyorum. İçimde kalan son güven kırıntısının da yine ve yine boşa gittiğini hissediyorum. Hayal kırıklığı yok hep bildiğimiz şey ama yine de kalp kırık...
Çok yoruldum üstelik bugün işte. Ayacıklarım, kollarım, sırtım, belim, kollarım... Anam ölüyorum galiba sağlam yerim kalmamış :D
Onun teşiri, bunu etiketi derken bir de sayım yapmadım mı, o koli koli meyve suyunu bana adet bazında saydıran vicdansız satın alma şefini karanlıkta yakalarsam joplayacağım. Aydınlıkta yapamam, yeni ehliyete yazıldım, işten atılmamam lazım ekim öncesi.
 IU ft. Kim Kwang Jin - Seeking For A Star
Bu şarkı melodik olarak bu ruh halime uymadı hiç yanlız. Bende bir kaç kez sonraki tuşuna basarak joker hakkımı kullandım ve bu şarkıyı daha uygun buldum. Aaa joker hakkı yok muydu bilmiyordum.

5. Yaşam amacın ne?
Love Aaj Kal - Ajj Din Chadheya

Ölmek... Çok mu açık ve acımasız oldu. Bu amaç uğruna ne yapıyorum? namazda kılmıyorum başımda açık ama ölüp Allah'a kavuşmak istiyorum :)

6. Yaşam motton ne?
Chak De India - Badal Pe Paon Hain
Yok benim öyle bişeyim yok. Ama bir cümle kurayım. Soru boşa gitmesin. ;)

Huzurun olmadığı yerde mutluluk şimşek gibidir, çakar geçer...


7. Arkadaşların senin hakkında ne düşünür?

Om Shanti Om - Dhoom Taana
  • UZAYLI
  • aşırı duygusal
  • konuşmasa da herşeyi gözleri / bakışları ile anlatır
  • çabuk sinirlenir
  • güçlü kızdır
  • akıllıdır
  • otoriterdir
  • düzenlidir.
Genelde bana söylenen kelimeler bunlar....

8. Ailen senin hakkında ne düşünür?
Jism - Awaarapan 2

Aileden kasıt anne baba çocuktan oluşan yani şuan yaşadığım evin içindeki insanlarsa;
bana çok güvenirler, akıllı olduğumu ( nede olsa bölüm 3.üyüm.) ve güzel olduğumu söylüyorlar ben olmadığımı bilsemde. Gerçi kardeşim abla makyaj yapınca güzelsin diyip gerçekleri yüzüme vuruyor hemen.:D
Ama aile dediğimiz geniş akraba boyutu ise sert ve soğuk olduğu söylüyorlar. Ben bir bakışımla bir çıkışımla adamı korkuturum. Hiç bir zarar veremeyeceğim kabak gibi ortada olduğu halde tedirgin ederim.
Ama görsenin dışardan nasıl masum saf çocuksuyum :D

9. En çok düşündüğün şey nedir?
Barsaat - Saajan Saajan Saajan

Şarkı her ne kadar "sajan sajan" diye sevgilisine seslensede, düşünecek bir sevgilim yok....
Ailemin sağlıklı sakin ve kardeşimin okulunda başarılı olmasını ve bir de yeni iş nasıl bulurumu düşünüyorum son günlerde...

10. 2+2 ?
pasta- intro

ikinin ikinci kuvveti.  2²


11. En iyi arkadaşın için ne düşünüyorsun?
Gumnaam Mohabbat Se Zayada - Duet

Hain... En yakın arkadaşım müdür yardımcısı oldu ve başka mağazaya geçti. Beni tek başıma bıraktı, yetmezmiş gibi benim yetiştirdiğim personelimi mağazasına aldı beni komple tek bıraktı yeni işi bilmeyen müdür ile hemde. Yorgunluğum 3 katına çıktı. Yinede... şarkının dediği gibi...

Mohabbat se zayada mohabbat hai tumse, yeh dil kehraha hai kasam se kasam se
Sevgiden ziyade seviyorum, bu kalbimin söylediği yemin ederim, yemin ederim.

12. Hayat hikayen nedir?
Lakshya - Agar Main Kahoon
Şarkınında giriş yaptığı gibi eğer söylersem...
Şarkıdaki gibi tatlı tatlı olmaz haliniz ayvayı yersiniz. Çok uzun roman olur roman, hayat hikayem... :P

13. Büyüyünce ne olmak isterdin?
Arang And The Magistrate OST - Shin Min Ah - Black Moon Harmonica Inst.
Öğretmen...
Olamadım ya... ÖSSye hiç çalışmadığım halde aldığım puanla ikinci öğretim muhasabe öğretmenliği tutturabilirdim ama şartlar müsait değildi, kısmet napalım...:)

14. Hoşlandığın insanı görünce ne düşünürdün?
Dae Jang Geum

Yav ortam neden bu kadar acıklı oldu, ne acıklı şarkı yav görende çok sevdik kavuşamadık sanır.
Uzun süredir hoşlandığımı kabul ettiğim kimse yok, tam net hatırlamıyor olabilirim yani, ama o ilk karşılaşmalarda düşüncelerim durur sadece deli gibi hızlanan kalbimin sesini duyarım.

15. Düğününde hangi şarkıyla dans edeceksin?
Mujhse Dosti Karoge - Oh My Darling
Bu şarkı ile olmayacadığı kesin... Mümkin değil, impossible :P
Düğün sevmediğim için yapmayı da düşünmüyorum. O yüzden müziğe gerek yok.:D
 
16. Hobin ilgi alanın neler?
PYS Ft Hyuna- Oppan Dag nae Style
Oğlum niye bu şarkı çıktı şimdi. Tamam Koreliler dizileri, şarkıları, oppaları hobim ilgi alanım tek eğlencem ama bunu bu şarkı ile ifade etmek zorunda mıydım yaa :P
(Ben bu şarkıyı o kadar çok dinlemiyorum he, kardeşim çok seviyor.:D)

17. En büyük korkun nedir?
Duplicate -Ek Shararat

En büyük korkularım biri başıma geldi zaten. Çok kötü bir acı... Ama Allah'tan gelene boynumuz eğiliyor. Diğer korktuklarımdan da yine Allah'a sığınırım.

18. En büyük sırrın nedir?
Yoon Do Hyun - My Secret Dream
Yav ne tuhaf soru. En büyük sırrımı burdan reklam yaparsam sır olur mu artık.

19. Şuan ne istiyorsun?
Kim Kyu Jong-Yesterday
Uyumak, çok yorgunum uyandığımda tüm ağrılarım dinsin istiyorum. Bir de yıllık izin istiyorum...


20. Arkadaşların hakkında ne düşünüyorsun?
Jun. K (Junsu of 2PM ) – Alive

Herkesin kendi hayatı var. Herkese kendi hayatlarında başarılar. Bana katlandıkları her an için teşekkür ederim.



Bitti.

Masti - Ek Kunwara Phir Gaya Mara (instrumental)

Sizlere de teşekkür ederim depresif cevaplarımı katlandığınız için. 
En yakın zamanda daha enerjik ve hayat dolu dönme umuduyla... 
Mimi; cevaplarıma rakip olmak isteyen herkese pastladım gitti...