Blog kullanım rehberi için tıklayınız.

1 Aralık 2016 Perşembe

"K"ore Günlükleri Geri Dönerse; Finaller


'K'ore Günlükleri'ni geri döndüren dizilerle tekrar karşınızdayım çingucanlarım...

          Nihayet bende haftalık dizi isteme dürtüsü ortaya çıkaran diziler buldum deyip de ta buralara kadar gelip hakkında bir iki satır döktüğüm diziler bitti.
Ama ne bitmek... herseyi, tüm güzelliği
silip süpürüp; dizinin canına okuyup bittiler...

          Bu kategorinin en babası, en parmakla gösterilmeye layık olanı Moon Lovers idi.

Dizi benim için ilk basta hiç de izlenilesi değildi. Nasıl oldu da başladım hatırlamıyorum bile. "Aman yarım bırakırım nasıl olsa" düşüncem ile beraber bir baktım sarmış bu dizi beni. Abartısız yıllar sonra, bir diziyi ortasında yazı yazmışım, herkese "izleyin" diye tavsiyede bulunmuşum, Ostları, hikayesi,  etkileyici sahneleri ile bütün izlediklerimi elimin tersi ile itmiş ilk bu diziye öncelik vermişim ben. Herkesten çok onun OST larını dinlemişim. Ulan (yandaki animasyonu) ekran koruyucusu bile yapmışım telefonuma adiler. Böyle boş bir finali hak etmemek için elimden gelen tüm fan girlüğümü koymuşum ben ortaya o kadar zaman sonra revamı bu bana be vicdansızlar...

          İşte insanı böyle isyan ettirir bunlar. Kafamda binlerce soru işareti gram umut yok mutluluk yok böyle saçma bir bitiş mi olur be...

           Tabi tüm bunlar neden kaynaklanıyor? dizi neydi? Ünlü bir Çin dizisinden uyarlama idi. Çin dizisi de iki sezonluk olunca. Bizimkiler ilk sezonu çekince bizdeki yarım kalmışlık hissi tavan yaptı tabi ki.

Peki ikinci sezon gelir mi?
Kendimizi kandırmayalım, dürüst olalım... hayatta gelmez. Kore dizilerinde aynı kadroyu bir araya topladıklarını pek görmedim ben. Ani hiç görmedim desem yeridir.

           Durum böyle olunca insanın içinden Çin versiyonunu izlemek geliyor. Bakıyoruz ki Türkçe alt yazısı mevcut değil tabiki. Bir hayal kırıklığı akabinde youtube da alıyoruz soluğu...

           Biraz kurcala falan derken Çin versiyonunda başrol oyuncuların evlendiği gerçeği dizisiyi bir parça daha izlenilesi yapıyor. O adamın gerçekte karısına bakışları dizideki oyunculuğundan bile daha güzel olunca diziyi izleme iştahınız başka boyutlarda büyümeye başlıyor içinizde. Özetle demek istediğim o ki ikinci sezon sevdasından vazgeçip Çin versiyonu çevirelim. Tabi ben İngilizce bilmediğim için yeteri kadar çevirmen arkadaşlardan atakları bekliyoruz. :))

          Madem ikinci sezonu yapmayacaksın arkadaş o zaman bir çingumuzun Koreantürk sitesinde bölümün altına yaptığı yorumu gibi bir final yazaydınız ya... Yorumu tekrar bulamadığım için size aklımda kalan özetini söyleyeyim.
          Hee Soo gölden çıkarıldıktan sonra hastanede gözlerini açar ve dizinin kadrosu ile gelecekte karşılaşır. Hatta Eun ve eşi doğuma gelmişler gibi çok tatlış da bir ayrıntı vardı. Kesinlikle finali o çingumuz yazmalıydı. :) 
Not: kendisinden özür diliyorum nickini hatırlayamadığım için. Bu yazıyı okursa şayet lütfen bana bildirsin.:))

          Hadi yazamadılar, kapasiteleri yetmedi, reytingleri el vermedi diyelim de, hepsini geçmiş Go Ha Jin'in ağladığı sahnede sağından solundan bir 2016 'nın Wang So sunu göreydik, o bile yeterdi bize be hacı. Adam gelip seni bulucam dedi dizi bitti böyle son mu olurr beeee...

(düzeltme: DVD olarak özel bölümler yapılacağını duydum, bakalım)
teletabii....:D sarılım sıkı sıkı prensler... tahta kavgası da neymiş, size hiç yakışmıyor.



Neyse efendim uzatmayalım abartmayalım sıradaki dizimize geçelim.


Diğer bir aylı dizimiz; Moonlight Drawn by Clouds

          Başladığında güzel, devamında heyecanlandı, sona yaklaştığında merak uyandırmasına rağmen, izlenme hevesi kıran ve bitince hüsrana uğratan dizi.

          Anacım sizin bana galeziniz nedir yahu... Niye bu dizileri böyle boş sahnelerle bitiriyorsunuz. Tamam prensimiz Kral oldu, sevdiği kadını akladı, vatan hainliğinden kurtardı, diziyi tatlıya bağladınız tamam... AMAAA güzelim çocuğu yoktan yere niye öldürdüğünüz ulan, onca şeyi sakız gibi uzatıp o çocuğun ölümünü niye bu kadar aceleye getirdiğinizi öğrenmek istiyorum. Çok vefakar çok iyi niyetli çocuktu ama yaaa...yazık ettiniz de herşey de drama bağlamaya hevesli insanlar onu niye drama bağlamadınız. Çok abartmadan biraz üstünde durulabilirdi bence. Hatta öldürmesi falan çok saçmaydı bence ölmemeliydi. Dizinin anlamı final bölümü ile bende bitti özetle... Sevmedim soğudum diziden....
Yinede şu videodan soğuyamam hiç bir zaman....


Gelelim bu yılın en iyi dizisine: W

           Belki de gelmiş geçmiş en iyi diziler arasında yer almayı hak eden ilginç konusuyla ben diyordum ki benim için 49 Days den sonra ki en kaliteli yapım bu dizi olur. Onun kadar güzel ve şaşırtıcı diyordum. Ondan bile şaşırtıcıydı hatta. Ama finali beni hiç de tatmin etmedi. Babasının kurtulamayışı...Kang Chul'ün neye göre nasıl geri döndüğü, kızın bekleyişi yeteri kadar anlamlı işlenememiş bence. O kadar doluydu ki dizi finali bana çok boş geldi ve bitirmek için bitirilmiş gibi geldi. Ben beğenmedim ya. Bir de her bölüm final tadında olduğundan olsa gerek; "Şimdi bitti mi?Haftaya çıkmıcak mı? Yok ya çıkar bence" cümleleri beliriyor insanın kafasında.

Sırada yarım kalanlara ve büyük ihtimalle geri dönmeyip asla bitmeyecek olanlar var:

          İlk gayet güzel akıp giderken başrollerin birbirine aşklarını itiraf edişinden sonra yakalanmaları ve kıl harabojilerinin onları ayırmak istediği gösteren bölüm fragmanı ile gözümden düşen dizi Cinderella and Four Knights... Bir gün bitirebilir miyim ne dersiniz?


Uncontrolly Fond
          Bu diziyi yarım bırakacağım belliydi, öylede oldu. Hepsi yediğim final spoisi yüzünden. Diziyi haftalık olarak değilde geriden takip ettiğim için ben dizinin ortalarındayken final bölümü hakkında "sevdiği kadının kucağında öldü" cümlesi okudum an diziden de yazarda soğudum ve yarım bıraktım. Zaten başından öleceğini öğrendiğim için gözümde bin sıfır geri başlayan dizi finalde belki yazar vicdana gelirde Kang Maru'yu yaşattığı gibi yaşatır umudu içimde yeşermeye çalışırken bu spoi beni diziden buz gibi soğuttu. Aman ne gerek var şimdi dram çekmeye dedim. İzlemedim ve büyük ihtimalle de bir daha izlemem.


Our Gab Soon:
         Bu diziyi bırakın bitirme ihtimalini izleme ihtimalim bile yoktu. Yinede meraktan şöyle bir göz atayım dedim atlaya zıplaya... Bölüm sayısı uzun olunca sahneler çok uzamış sanki... İzlemek istemedim. Oyuncularda uyumu yakalayamamış ilk bölümler, karaktere bürünememişler... Şimdi durum ne oldu bilmiyorum gerçi ama yinede izlemek istemiyorum... :D

Muhteşem Final: Jealousy Incarnate

          İtiraf etmek istiyorum, muhteşem eğlenceli tanıtım teaserlarından sonra ilk bölüm bir tık, küçücük bir tık hayal kırıklığı hissettirdi bende.  Ama sonrasında çok sevdim ve bağlandım diziye. Özellikle Hwa Shin görmeliyim dürtümle diziye nasıl koştuğuma ben bile inanamıyorum.
Evet biz kadınlar olarak öküz seviyoruz efendim. Nerede öküz, herşeye itiraz eden kendini beğenen adam var biz ona hayran oluyoruz. Çekiyor bizi mıknatıs gibi mübarekler... Özgüvenin fazlalıktan egonun efendisine dönüşmüş bu insanlara bir bayılıyoruz bir bayılıyoruz sormayın gitsin neden mi?
Çünkü bu adamlar aşık olunca daha bir güzel oluyor. Alttan alttan gelen bir kazanış hissi uyandırırken, aşkın gerçekten insanı ne hallere soktuğunu gördükçesi... ahh... bu adamlar insanın aşka olan inancını diriltiyor, umudunu uyandırıyor. O yüzden bu adamların aşkını görmek iki katı insanı cezbediyor. Sonra ne mi oluyor? Aman dizi işte be... diyorsunuz ve normal hayata geri dönüyorsunuz.;)

Ağır Spoi... Gidin diziyi izleyin,sakın okumayın sakın, kapayın sayfayı... :D

           Dizi bir W kadar sürükleyici merak uyandırıcı değildi elbet. Ama akıcıydı, hiç sıkılmadan kendini izlettirdi. Her duyguyu komedi ile harmanlayarak bizlere sunmaya çalıştı. Bence başarılıydı. Finale 4 kala Hwa Shin ' e sağlıksal açıdan darbe vuran yazar, yüreğimizi ağımıza getirdi. Bu dizide, klişeleşmiş bir finalle bizi süründürcek diye korktuk ama korkulan bu defa başa gelmedi. Hwa Shin herşeye rağmen aşkından geçemedi ve bizi böyle tatlı bir finalle buluşturup son buldurdular diziyi.

  • Ayrılalım demek isteyip de ayrılmayalım deyişi beni öldürdü, çok tatlıydı, Hwa Shin'i kat be kat gözümde yükseltti.
  • Uzak ülkeye görev için Hwa Shin'in değilde gıcık muhabirin gidişi on numara beş yıldız bir geçirme olmuştu. Hwa Shin'in yumuruklarından sonra bir de Allah verdi cezasını adeta.:D
  • Dizinin final sahnesinde Nari'nin ölecek duruma geldiği halde Hava Durumu sunması bence çok tatlıydı. Bazıları çok abartılı bulmuş ama ben çok sevdim... Böyle tatlış diziye böyle absürt tatlış masalımsı bir final yakışırdı. Kısır Hwa Shin'in bebişi bile olmuştu... 

             İşte final dediğin böyle olur hacı. Dünya zaten gerçekleri ile çok acı boktan. Bari dizi finalleri böyle olsun da umudumuz olsun lan... dedirtip naralar attırdı ve bize güzel bir haz yaşattı final. O yüzden bu final; bu yılın en güzel finali arkadaş lami cimi yok...:D


* Dünyanın en tatlı evlenme teklifi...

İşte benim yıllardır inandığım aşk tarifim...

* Dizinin başrolündeki aşk üçgeni haricinden yan aşk üçgenleri de çok tatlıydı. Hele ki bu ajussi kendisine Gu Family Book 'da tanımış ve nasıl sinir olmuştuk. Ama çok tatlı adam yahu laf aramızda ben oyunculuğunu da kendini de her zaman beğeniyorum. ;) Ajussinin etrafındaki ajummalarda uzun uzun bahsetmek istiyorum ama vaktim yok.

Ama şunu söyleyebilirim bu dizinin her karakterini, tüm replikleri, bütün sahnelerini bölümlerini severek izledim. Spoi yediği halde izlemeyen varsa mutlaka izlesin...



          Jealousy Incarnate dizisinin bitişi en çok Minozları ilgilendiriyordu. Zira o bitince Lee Min Ho'nun ilk dizisi başlayacaktı ki başladı ilk bölümleri izledik. Dizi eğlenceli ve akıcıydı. Ama öyle "Vaowww süper olmuş şahane olmuş, ayıldım bayıldım" diyemeyeceğim. Umuyorum ve hissediyorum ki Denizikızı ve sahtekar Min Ho arasına şahane bir bağ kuracaklar geçmişten gelen ki 3. ve 4. bölümlerle o bağ kendini daha da belirginleşti. Ama inşallah bizleri etkileyecek dozajda bir finalimiz olur.

Bakalım....

Peki ya sizce....

29 Kasım 2016 Salı

Bir İki Film...


          Selam çingular,
Ekonomik krizin baş göstermek için kendini zorladığı bugünlerde hayatın gıcıklığına inat iki film izleyelim diyoruz hepimiz değil mi?
Öyle ise bugün bir değişiklik yapalım ve 'K'ore Günlükleri'nden 'K'nin Günlükleri'ne geçelim ve sizlere bir iki Hint Filmi'nde bahsedeyim ne dersiniz? :)

Raanjhanaa

             YouTube da şarkı dinlerken Filmfare ödüllerine takıldı gözüm. Biraz müzik biraz performans biraz Shahrukh izleyip, arada iki de Ranbir süzeyim derken dikkatimi aslında
ödül kazanan filmler çekmeye başlamıştı bile.

            Böylece gözüme Danush'un filmi Raanjhanaa çarpmış oldu. Tollywood'un oyuncusu bir Bolly filmi çekmiş ve başrolünü de Anil Kapoor'un tatliş kızı Sonaam 'la paylaşmış. Çok filmini izledim.Sonaam'in, az filmi olmasına ragmen hemde😅 Khoobsurat filmini çok sevdiğimden, ödül töreninde Ranbir 'in sürekli Danush'a takıldığını görünce izlemek lazım bu filmi dedim. Fragmanlar da güzel gösteriyordu hani filmi.

           Çok bir beklenti yok... ben romantik komedi bekliyordum. Kızla çocuğun birbirini sevdiğimi engelleri aşarak kavuştuğu standart bir film bekliyordum.


-Spoiler-

          Herşey gayet standart başlamıştı da... Lise yıllarında aşık olan bir oğlan kızın peşinde koşar, kız yüz vermez, istemem yan cebine modunda... biraz naz biraz uğraş sonucu kız çocuğa evet der demez ne öğrensin. Oğlan yalancı, dinini saklıyor kızdan.
          Bir kaç hengame olay derken kız oğlanın herşeyini kabullenmişken -tamda beklendiği gibi- aileler öğrenir ve çocukları ayırıverirler...
          Herşey gayet beklenilen gibi değil mi?
Aradan yıllar geçer yollar tekrar kesişir. Oğlanın aşkını bekleyişi son bulur Paro'nun Devdas'ını bekleyişi gibi... ama kader aynı oyunu oynar ve kızın babası kızını başkası ile evlendirmek ister...

*Ağır spoi (okursanız filmi izleyemezsiniz ve filme yazık etmiş olursunuz gidin izleyin😉)-

          Danush tam bu noktada kızın aslında başkasını sevdiğini öğrenmesin mi? Küçük bir darbe almadm desem yalan olur bu noktada. Senelerce geçen bekleyiş adeta bir aldanışa dönüşür o an.
          Yine de romantik filmlere yakışır karakterimiz acısını kalbine gömer ve kızı sevdiği ile kavuşturma planlarına girişir. Bu da gayet beklediğimiz bir şey yine.
          Ama o da nesi romantik adam falso verip kızın evliliğini bozmasın mı?
Sevdiği kızın sevdiği adamın bir yalancı olduğunu tesadüfen öğrenen aşık oğlumuz soluğu kızın düğününde alır. Ve o da nesi iki seveni birbirinden ayırır. Düğün bozulur... kız hastanelik olur... oğlan komalık olur...
           Ailesi biricik oğlumuz der çocuklarını alıp memleketlerine döner. Az önceki küçük darbe içimde bir kat daha büyüdü tabi. Yine de Danush sevdiğini mutsuz, nefret dolu görmeye dayanamaz, kaçırır kızı sevdiği adamın yanına. Bu da gayet bekledigim birşey olur tabi...
           Sevdiğinin nefret dolu gözleriyle yolculuk yapan Danush sonunda sevdiğini sevdiceğine kavuşturacağı eve varır... Bizde deriz acılı aşıkla bu film biter...
           Ama o da nesi kızın sevdiceği bu ağır komaya dayanamayıp ölmesin mi?
Ya Allah... bu izleyici için hiç beklenmedik ve büyük bir darbe yaratıyor işte... 

          Buradan sonra filmin akışı keskin bir çizgi ile değişiyor ve aşkın yerini politika, bencilce kötülükler, nefret, suçluluk duygusu, kirli oyunlar ve on numara karakterli bir adam alıyor.

          Ama asıl darbe filmin sonunda geliyor...

          Suçluluk duygusu ile bir şeyleri telafi etmeye çalışan bir adamın ne kadar samimi ne kadar karakterli bir insan olduğunu görüyoruz, yetmiyor bu adam yine aşkı ile bitiriyor bu aşkı ile başlattığı filmi...

          Sevdiği kadının onu ölüme götürdüğünü bile bile, tuzağını bilmiyormuş numarası yaparak gidiyor ölüme...ve son cümlesi ile bitiyor film....
          Herşeyi bu kadın için yaptı... tekrar hasta yatağından bile bu kadın için kalkabilirdi. Ama o şansını kendi inanışına göre diğer hayatta kullanmayı karar verdi ve film bitti...

Okudunuz dimi ben bunu izlemem diyip... biii yazık ettiniz filme...
Öyle ise geçelim sıradaki filmimize...
Ek Villain


           Bu film ilk çıktığında sırf Ritesh Deshmukh hatırına izlemeliyim diye düşünmüş ama izlemeye fırsat bulamamıştım. (Kore dizisi izlemekten tabi.)

      Aradan abartmıyorum yıllar geçti ve nihayet bir gün filmin izlenme zamanı geldi. İzledim ama izlemesem de olurmuş ya. Ne bilim... bir kere Hint filmi izliyormuş gibi değildim. Sanki gerilimli bir vasat Hollywood filmi gibiydi. Bir seri katil ki bu seri katil benim canım Ritesh'im... işte zaten bulun bilincinle bir soğuyorsunuz için için filmden. Tabi oyuncuların değişik rollerde olması çok önemli çok güzel ama alışmışız bir Bolly tarzına yakıştıramıyorsun işte napalım. Sonra bir kötü adam, onu mafyalardan uzaklaştırıp hayatta döndüren kızımız çok klasik, her ne kadar kızı bir amansız hastalıkla vuralım,  biraz trajedi katalım dedilerse de yemedim ben ya olmamış. Vasat kalmış işte film. Sonunda bir o kadar klasik bana göre.... Ben düşünmeden gözüm kapalı yazarım o sonu. Özetle ben beğenmedim. Hee film akıcıydı evet ama Vay mükemmel diyemedim, denilmezdi de zaten. Filmin tek güzel yanı var ona şarkıları... Çok güzel... İzlediğime tek bir şey için pişman değilim. Bu şarkıları filmi izlemeseydim bu kadar sever miydim bilmiyorum. İzleyip izlemek sizin güzel niyetinize kalmış;)

Sanam Teri Kasam

           Uzun süredir içimde tuttuğum bir şeyi size itiraf etmek istiyorum yeri gelmişken: Herkesin ayıla bayıla izlediği Aashiqui 2 var ya ben pek beğenmedim. Gerçek hayattan bir kesit gibi olsa da çok da ruhumu dürtmedi ne bilim. Bu yüzden derim ki bana göre Sanam Teri Kasam Aashiqui 2 den kat be kat güzel, anlamlı, etkileyici... Baya baya ağlattı beni ki artık ben öyle herşeye ağlamayan bir insan oldum. Ama film baya içliydi Türkçe :D Şarkıları da Aashiqui kadar güzel... Belki film daha güzel olduğu için şarkıları bende bir tık daha farklı....
Örneğin; Main Teri Yaadon Mein şarkısı...
"Khamoshiyan hain khata meri / Tanhaiyan hai sazaa meri"
"Sessizlik hatam benim, Yanlızlık cezam benim." diyen bir şarkı nasıl anlamlı olmaz, nasıl güzel olmaz... Filme uyumu ise number one... 
Number One demişken Wikipedia diye yaptıklarını ilk etap saçma görünen ama ama küçücük cümlesi ile sahneye değil filmin geneline bağlanan "Koi nahi samjha yeh rishta jaaniye"  Hiç anlamadım bu ilişkiyi" cümlesi ile adamın aşk dolu gözlerine bakan farkındasız kızımız anlamlaştırıyor herşeyi aslında...

          Özetle demek istediğim sevdiği kızı içi yana yana başkasına veren bir adamın gücü kudreti,sabrı, aşkı, herşeyi güzeldi ya aramızda kalsın oğlan da pek güzeldi. ;) Kızın ailesine olan bağı, ailesinin onu hiçe sayan tutumu ve zavallı kızın makus kaderi... Bazılarımıza mutlu olmak yazılmıyor ne yazık ki...

O zaman ben kısaca diyorum ki izleyin...

Housefull 3



      Bilen bilir ben komedi seviyorum... Ve biri komedi dedi mi Bolly'de Akshay Kumar gelir aklıma. En sevdiğim komedi filmleri arasında Sing Is Kinng ve Housefull serileri gelir. Akshay Kumar benim için candır bu konuda... Bir diğer unutamadığım komedi Dostana iken, sevdiğim komedi oyuncularından biri Riteish Deshmukh iken, bu film benim bekleme listemde tavanlar yaptı özetle. Tek şikayetim bayan oyunculardı ki şikayetçi olunmayacak gibi değiller. Bu kadar cinsel içerikli bayan sevmiyorum ben arkadaş. Ama film tam komediydi. Ben sevdim. Şarkıları boş brişey beklemeyin. Ama Akshay, Ritesh, Abhish, üçlüsü izlenmeye değer eğlenmek için...:)

2 Ekim 2016 Pazar

Moon Lovers:♡

           Descendants of the Sun aylardır dururken,W anlatacağım diyerek bölüm başı not tutarken, Moonlight Drawn By Clouds severek izlerken ben; hepsini sollayıp geçen Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo meredinden bahsedeceğim size.


          Zerre kadar  umudum yoktu ki bu dizi böylesi güzel olsun, böylesi beni kendine çeksin. "Aman asla izlemem ben bunu, vaktim mi var benim" bile dediydim. "Hem ne özelliği var? Daha öncede işlendi bu konu, gelecekten tarihi döneme giden giller, çok gördük. Ne özelliğini olabilir ki"diye düşündüm. Açıkçası öyle açık ara attığı bir fark da yok şimdi ama insanı içine çeken duygulandıran bir tarafı var ki özellikle bu haftaki bölümler iki bölüm olmasına rağmen bir film tadındaki doyurucu duyguluydu.
          Dizinin reytinglerinin düşük olması ise herkesi geçtim en çok Jun Ki cana yapılan bir ayıp...

          Dizi Çin dizisi uyarlamasıymış. Bu noktada merakımı cezbeden bir durum söz konusu meydana geldi bende. Çinlileri de diziyi kendi tarihlerinden Qing Hanedanlığı'na  dayandırarak yapmış. Korecanlarda Goryo ya dayandırmış. Ne var bunda diyeceksiniz de iki ülkede de böyle prensi bol olan bir kralın bulunması,  kralın tüm kardeşlerini öldürmesi ne bilim bir garip geldi. Acaba ortak bir tarih de bu iki millet kendince sahipleniyor mu diye düşündüm. Ama tarihlere baktım. Farklı. Biri binli yollarda geçerken diğeri 900'lü yıllarda yaşamış.

Dizi kadrosun ilk toplanıp senaryo okudukları gün Jun Ki oppamız "Gençlerden yeni şeyler öğreneceğim." tarzındaki sozleri ile mütevaziliğini göstermiş canımm...
           Sonra bir baktım hakikaten kadro çok genç isimlerden oluşuyor. Ahh ahh bir zamanlar Jun Ki oppamda gençti hemi de ne gençmis kız. My Girls de tanınan  sevilen can oppamız ne gençmis be hala çok yakışıklı hatta kat be kat karizmatik şahane ötesi bir oyunculuğu olsa da kabul edelim yaşlandı. Bende başladığı gibi onda da başladı kırışıklıklar... Dip not: Kan benim gözümde Bidam dan sonra en çok Wang so ya yakışmış. Söylemeden  geçemeyeceğim bu arada.

Az önce bahsettiğim karizma😍😍

        Deneyimli oyuncu ile basrol paylasan IU nun oyunculuğu eleştirilmiş. Ben kendisinden niye bilmiyorum ama soğudum. O Pil Suk sevgim yok kendisine ne yazık ki artık. Ama ben ki bu konuda uzman oldum neredeyse artık o kadar dizi film derken, kız o kadar da kötü değil bence. Zaten tarihi ortama ayak uyduramamasi lazım çünkü o dönemin insanı değil. O yüzden bence çok doğru bile diyebiliriz oyunculuğu.

          İkinci adam Haneul ssi nin kendisini bir çok dizide ikinci adam olarak tanıdık. Bişey değişmedi yani hayatımızda yani.


          Exo üyelerini pek bilmiyorum malum artık yaş kemal bende... lakin şımarık tatlış prens hallerini sevdim ben kendisinin...

          Şimdi oturup bütün prensesi sayamayacağım sizlere. Çünkü kendileri hakkında araştırma yapmadım, yapamadım. Yapmak istiyorum ama o zaman bu yazıyı   paylaşamam. Ama dizinin yeni bölümü yayınlanmadan sizinle duygularımı paylaşmak istedim. Bu diziyi izleyin demeye geldim.
Ama Baek Ah cansın beee😆

YANİ Kİ İZLEYİN...😊

O zaman izleyenlerle biraz spoileşelim.

           "Güzel dizi" havasını bende ne zaman aldı bu dizi bilmiyorum ama bu hafta yayınlanır yayınlazmaz diziyi izlemek istedim hemen. Tüm rutinimi bozup sadece bu diziyi izledim. İzleme istediğim kabardı adeta bu hafta.

          Türk musikisine "bağlayıp zehir olsa içerim" elinden tarzındaki repliklerine inat hakikaten çok anlamlıydı sahne. Klasik de olsa, dalga geçmem için içimde canavar beni alttan alttan dürtsede içim yandı adam zehiri götürdükçe... Dedim "gitti dağ gibi oppam böhüü..."

          Ve hakikaten dağ gibi adam kanlar kusa kusa devrildi ya ellerinden zehir içtiği sevdiğinin kollarına.  Kollara geçmek kolay mı hacı azcık acıtasyon yapacak kadına, tamamda bu prensi ortası yok bir kere daha anladık. O kollar için kendini öldürmeseydin iyiydi be yavrum. İşte ilk kez Wang So da kan o kadar kötü ve korkunç oldu. 😔 Adam o kadar insan katletti. Ama o zaman yakışmıştı. Burdan da anlıyoruz ki işte fangirlik böyle acayip psikopatlık bir  durum...  😒

          Ama beni asıl etkileyen olay Cariye Oh du.  Bir kadının sevdiği adam tarafından ihaneti, o ihanete inat hep onun yanında oluşu, yetmezmiş gibi adamın; o kadar güçlü adamın kadınının arkasında duramayışı, o acizliğine inat o tek başınalığına inat yine o adamın yanında ömrünce kalması. Kaderine dur diyerek zaten ölmesine ramak kala kendi gibi gördüğü, çocuğu gibi sevdiği kızı kurtarmak için kendi canını verişi... Kralın sevdiği kadını kendi elleriyle ipe gönderişi, bir sözü ile onu ipten alabilecekken alamayışı, içinin kıyılışı...
           Diğer yanda kendi için canını veren yürekli kadın için hiç hali olmamasına rağmen işkencelerde ölümlerden dönen, yinede günlerce diz çöküp krala protesto da bulunması, cesaret edemeyen prenslerin kıza yardım edemeyişi, yinede yağmurun altına geçip uzaktan da olsa ona destek olma çavaları... yeteri kadar hoş ve etkileyici bir olay örgüsüne sahipti. Ama Wook'un gelip kıza yüz çevirisi, tamda o esnada bayıldığım Davichi OST u, yetmezmiş gibi; zaten Cariye Oh'dan beri ağlayan gözler... çaresizliğe, terk edilmeye dayanamaz bir halde, tüm ümitlerini kaybetmiş herşeyden vazgeçmişken bir şemsiye gelmesin mi... seni korumak için sana destek.olmak için. Herkese herşeye inat sadece seni sevdiği için sana gelmiş ve seni yağmurdan koruyor. Solan umutlar yeşeriyor. İnsanlığa inanma gücü verip, yıkılan güvenlere dur diyor bu şemsiye adeta. Abla ağlama daha ne istiyorsun Allah sana gönderdiği en iyisini boşver 😍😆

Burada OST ları da pek güzel. Lee Hi nin sesi sanki bir tık daha oturmuş. Epik High ile şahane duetleri dinlemeye değer derken bir Davichi çıkıyor ki aradan sizi sizden alıyor  nereye atıyor belli değil. O denli güzel. Taeyeon un şarkının yüksek notalı yerinde Taeyeon un sesinin yetersiz kalışı bende şarkıya bir seviye kaybettirse de sözleri çok güzel...

Spoi yediği halde diziyi izlemez utanmaza bak hala duruyor orda git izle... bitti yazı...😊


29 Ağustos 2016 Pazartesi

'K'ore Günlükleri Geri Dönerse;


Nasılız sevgili çingular...
Bugünlerde öyle bir geri dönüşüm var ki buralara anlatamam size...
Bilgisayarım beni terk etse de ben Kore Dramaları'mı terk etmedim ve telefonumun minikcik ekranından -ne acındırdım kendime beh- dizilerimi izlemeye devam ettim. Gündemi hakkı ile takip edemesem de kendime 3 dizi yakaladım izlemek, haftalık takip etmek için... İstedim ki sizleri onlarla bulusturayim bugün...

Pazartesi- Salı: Moonlight Drawn by Clouds

          Bu dizinin sadece şu yandaki resmini gördüm. Kız çok tatlı görünüyordu. "Bir bakayım, beğenmezsem izlemem yarıda kalır." dedim ve be-ğen-dim.

        Çok tatlı bir dizi. Reply 1988'in kaybeden ikinci adamı burada çok tatlı, çok baskın, 10 numara bir karakter. Çocuğun içindeki cevher ortaya çıkmış adeta.
Kızı desen kaç kez izledik melodramların çocukluk bölümlerinde. Büyümüş kızımız oppalarıyla başroller paylaşır olmuş.

          Dizi tamda benim sevdiğim ve bir zamanlar şikayet ettiğimiz ama artık bulamadığımız sevimli eğlenceli konu; oğlanların içinde oğlan gibi yaşayan kızımız hakkında. Eh bir de tarihi olunca
bana Sungkyunhwan Scandal'ı hatırlattı ki kendisini çok severim. Bu diziyi de çok sevdim. O yüzden pişmanım haftalık izlediğime. Bir çırpıda içine gömülmeli ve izlerken yaşamalık bir dizi gibi duruyor ilk bölümler.
          Ama artık eskisi gibi gecemi gündüzümü dizi ile geçirdiğim dönemler bitti. Artık çalışıyoruz, işçi olduk, emekçi olduk, kısacası sömürünü düzenine bir parça oldu her yaşamını devam ettirmek zorunda olan insancık gibi. Çok özlüyorum okul yıllarımı ki bundan 3-4 yıl öncesine tekabül ediyor o zamanlar ahh ahh gençliğim soldu iş yerlerinde ...(yine fazla uzattım)


Çarşamba Perşembe Kuşağı: W

        Böyle bir dizi drama tarihinde yok. Varsa ben görmedim. Gördüysem de unutmuşum. Böyle bir yapım dünyada yok sanki... ilk...
Ben o kadar dizi-film izlemiş insanım. Bu işin gurusu olmuş sayılırım. Sayılırım fazla bile kaldı yanımda. Öyle ki bir sonraki sahneden ne olacağını adım gibi bilirim neredeyse. %100 kestiremesem de en azından bir kaç teorim olur, tutan da çok olur, olmazsa o yapım orjinal güzelliktedir zaten.
Ama yok anacım bu öyle bir dizi ki; sonra ne olacağını tahmin etmek şöyle dursun, insan bölüm bitince abalak gibi kalıyor. Dizi o kadar akıcı ki zaten sudan çıkmış balık gibi alık bir ifade ile izliyorsunuz düşünmeye fırsat bulamadan.
          Karakterimiz canımız kanımız Kang Chul zaten dev-ri alem. Fan girllük için yaratılmış sankim....tövbe tövbe..
           Allah kısmet ederse inşallah kendisi için uzun uzun yazmak istiyorum dizinin bittiğinde.Bu yüzden bölüm başı not alıyorum resmen kehkehkeh...Sonunu hepimiz çok merak ediyoruz, ne olur bitmesin diyen tarafımıza inat...


Cuma - Cumartesi: Cinderella and Four Knights

          Bu dizi bana birden fazla hikayeyi hatırlatıyor. TvN'in yakışıklı oğlanlarla tek kız konseptinin bir parçası olsa gerek bu dizimiz. Sadece çiçek oğlanları değil aynı zamanda bana Japon dizi Atashinchi No Danshi 'yi de hatırtlattı bana. İlk iki bölüm ve konsept olarak. Sonra tamda şu sahnede aklıma Yamato Nadeshiko Shichi Henge animesini hatırlattı. Uçtan uça da bir You're Beautiful hatırlıyorum üstelik. Yakışıklı oppam Jung Il Woo da oynamasın mı üstüne bir de dizide.


           Ama ben Kang Hyun Min kızı kapmalı diye düşünüyorum yada kızı diziden atın ben Kang Hyun Min'i kapayım,her türlüsü olur yani ki heheh...-Ben züppe seviyorum hacı... Ne öyle dolap gibim herif... Kang Hyun Min gibim olacak, yakışıklı oyuncu, o çevresindeki karı kızaları tek tek yolacan deşarj olacan, ne öyle sevdiği kız için abuk subuk yeminler eden salak, gerek yok... bak hyun min'e çevresinde o kadar kız var ama o kıza aşık oldu onca kız yenmişsin abla sen napacan Il Woo oppayıyaşlandı artıkım o daha çıtırlar var bak-
          İnamıyacaksınız ama amacım Jung Il Woo bana kalsın değil bu kez. Cidden ama cidden Kang Hyun Min'i tutuyorum. Düşününün dizide adını ezberlediğim tek karakter o :D

Ama dizi biraz tempo düşürdü gibi geldi bu hafta...


Ara Sıcak: Uncontrolly Fond


        Biliyorum taşlayacaksınız beni bu diziyi böyle adlandırdım diye ama sebeplerim var.

          Bu dizinin eğlenceli yanak sıkma sahnesini görünce instagramda izliyeyim bari dedim, üstelik bayağıda bir övülüyordu. Yukarıda saydığım dizilere başlamadan önce başladım aslında bu diziye.
 -Abla ya sizin memlekette başka hastalık yok mu sanki yedin beni he... Bari son bölümler söyle, ortalarda söyle, ne bilim ilk dakikadan niye hepimize karamsarlık çöktürüyorsun ya...-
        Açar açmaz 3 aylık ömrün kaldı muhabbeti ile başlayınca dizi hemen MiSa geldi aklıma; o da nesi hiç şaşırtıcı olmayan bir bilgi ile öğrendim ki yazarımız aynıymış meğer. Bu kadın takmış milletin beynine, illaki insanları bir beyin olayı ile hastalandıracak öldürecek.... Psikopat mı ne?

          Neyse efendim özetle sonu başından belli dizinin bana göre heyecanı yok ama bu psikopat abla ne zaman dizi yazsa bir şekilde izliyorum ben. Bu dizide beni bağlayan birşey yok ama izliyorum. Serviste eve giderken yada işe gelirken... Bazen öğle aralarında molaya çıkmazsam falan filen fıstık fındık...
          Ara sıcak çünkü arka arkaya izlemeye kalksam kaldıramam... valla sıkılıyorum ya...
Biliyorum siz seviyorsunuz, hastasısınız ama ben olamadım. miyan...

Gözümde Kalanlar: 
          Birde izlemek isteyip vakit kalmaz diyip izleyemediklerim var ama öyle gözüm kaldı ki anlatamam ben kesin onları da izlerim he.. demedi demeyin.

Jealousy Incarnate: 
           Bunu %100 izlerim bir kere kaçarı yok. İzlemeliyim izlemeliyim... huuuu...

          Kadro, şebek fragmanlar, unutulmaz dizim Pasta yazarı, Gong Hyo Jin'in başarılı dizileri,  The King 2 Hearts'in gönlümüze taht kuran biricik yaveri gibi cezbedici unsurlarıyla 24 saat uykusuz kalıp izlemeyi hayal ettiğim dizi. Bu konuda ciddiyim. Yukarıda bahsettiğim ilk 3 diziyi haftalık izlediğim için çok pişmanım. Buna öyle kıymak istemiyorum. Tek izin günüm olan pazarı yarım gün olan cumartesi ile birleştirip tek nefeste bitirmek hayalim diziyi ve biliyorum bir hayal olarak kalacak...

Our Gab Soon:
          Kim Soo Eun ve Song Jae Rim ssilere hastayım ben. Adeta en sevdiğim iki tatlı oyuncu başrol paylaşıyor, romantik komedi ama dizi 50 bölüm ya 50 bölüm nedir ama ya...
Hayatta bitiremem, haftalık aylık izlesem bitmez kesin ilk sıkıldığım dakika bırakırım ya olmaz ki ama çok gözüm kaldı.

Laurel Tree Tailors diğer adı ile The Gentlemen of Wolgyesu Tailor Shop:
          Aslında bu dizide çok dikkat çekici bir şey yok. Hatta fragman izleyecek kadar bile fırsat bulabilmiş değilim ama dönemsel olması dikkatimi çekti.
Tabi 50 bölüm ve ben... çok uzağız çokk...

Moon Lovers: Scarlet Heart Ryeo:
          Fantastik Lee Jun Ki dizisi. Bilgisayarım bozulunca en son ki yarım kalan dizinin üstüne yeni fantastik dizi çeken Lee Jun Ki ssi hiç izleme istediğim olmasa da sırf onun hatıra gözümde kaldı işte. Yoksa konusunu bile okumadım henüz...


Let's Fight Ghost:
          Fantastik tek sebebim o...  Fantastik seviyorum ben. Geri kalan sebepleri değerlendirmeden hiç bir şey bilmeden izlemek istiyorum.

Legend of the Blue Sea:
           Lee Min Ho ve fantastik kelimeleri yan yana gelmesi yetmezmiş gibi bir de bu cümleye Jun Ji Hyun eklenince yemede yanında yat bir dizi bizleri bekliyor.
          Ama hayır bu kadar değil kalite basamakları. İçinde girdikçe daha çok artıyor adeta. Dizinin yazarı You Who Came From the Stars yazarı Park Ji Eun ssi. Yönetmeni ise; Shining Inheritance (2009-Bilmeyenlere Lee Seung Ki can'ın ilk dizisi. Kendisini izlememiş olsam da çok popüler. Öyle ki aldığım Korece Ders kitabının arkasında resmi var dizinin.:D-), Prosecutor Princess (2010), City Hunter (2011), Master's Sun (2013), Doctor Stranger (2014) gibi başarılı yapımları idare etmiş adamımız Jin Hyuk ssi.

           Yani demek istediğim sadece görünen yüz olarak değil alt yapı olarak da insanın beklentisimi arttırıyor. Minozların deli divaneliği ile inanıyorum bu dizi yılın beklenen dizi olarak tarihi geçecek. Belki de geçti.:D İnşallah beklentilerimizi karşılar.
Bakalım W dramasını geçebilecek mi gözüm de?


           Son olarak dizimiz gözümde kalanlar listemde bir numara olan Jealousy Incarnate bitince başlayacak...



2 Mayıs 2016 Pazartesi

Rapunzel'in Zorunlu Kule Dışı Hayatı Anlamayışının Getirisi Kızgınlığı....

- 10 senedir  aşıkmış adam ondan zarar gelmez
-Aşık mı? Peh o yüzden mi o kadar kızla çıkmış bu güne kadar...
- Aman ciddi değildir o... Öylesine takılmıştır.

Sen birine aşıksın ama başkaları ile takilabiliyorsun zihniyete bak be... Subanallah, kamalhe, perfect, şingihada, isanhe... 😱
İnsanlar giderek kafayı yiyiyor artık anladım. Aşkın şeklini değiştirdi gereksizler... Sadakatin canına okuyup katlettiler resmen. Vicdanın köküne kibrit suyu deyip şeytani da geçtiler kendini begenmislikte...  Tüm inancı kaybettirdiler gerçek aşkın varlığına... Sadece dizilerde filmlerde olur diyip yürek denilen seyi param parça edip bir paçavra gibi fırlatıp attılar. Yuzeyselliğin dibine vurup kendileri ile birlikte tüm temiz inançların köküne çamaşır suyu, tuz ruhu döküp kuruttular...

Tüm güzel duygular çamur attılar... İki insanın yan yana mutlu oluşuna kimse dayanamadı hemen bir yakıştırma hemen bir uzaklaştırma çabaları... Kimse kendi duygularını dusuncelerini anlayamadan düşman kesiliverdi. Uzaklaştı mesafeler ustune mesafeler dizildi araya...

Ya Rabbi dünya öyle bir yer olmuştu kimse kimsenin mutluluguna dayanamaz olmuş. Dünya o kadar kötü bir yer olmuş ki herkes bir başkasının mutluluguna golge dusurmek için yarışır olmuş

 İki gönül bir olunca samanlık seyran olur cümleleri tarihi eser oldu ne yazık ki... Artık kimse iki gönlü yan yana görmeye dayanamıyor... Hemen gönüllere binbir fitne sokup şüpheye düşünüyorlar... Mesafeleri şüpheler yüksek duvarlardan aşılmaz dağlara çeviriyor... Sonunda sevende sevmez oluyor sevmeye niyet eden de bozuyor sözlerini... Unutuyor hayalleri, vazgeçiyor dualardan... Umut etmekten nefret eder oluyor insan sonunda hayal kırıklığına uğramak  korkuyor... Çünkü bıkkın artık bundan...

 Yine de;

 Yıllar geçti değişmiyor şarkılar... Adresleri değişse de...
 Vazgeçtim gözlerinden... Vazgeçtim sözlerinden... Bir ah de yeter... Sessizce kimsesizce gönderdim dudaklarını öpme al yeter... Bilmez yüreğim bilmez yüreğini... Yok olmak anıdır şimdi...

Fırsat vermediler yüreklere ki bilsinler birbirlerini...