Blog kullanım rehberi için tıklayınız.

20 Nisan 2015 Pazartesi

Kamisama Hajimemashita 2

           Yapımları haftalık izlemek kadar riskli birşey yoktur. Sıkılabilirsiniz, sabredemeyebilirsiniz, en kötüsü hayatın akışından vakit bulamayıp izlemeyi unutabilirsiniz. Ama bazı yapımlar vardır sanki hayatınıza bir ışık tutuverir, izlerken herşeyi unutturup sizi içine alıverir. Daha fazla olsun daha fazla izliyim isterseniz, izlediğiniz sahneleri izlemek sizi sıkmaz, aksine her seferinde aynı tadı yaşatır.

          İşte Kamisama Hajimemashita böyle bir yapım. Çizen, tasarlayan, düşleyen, mangasını animeye çeviren, sesiyle can veren herkese minnet duygusu uyandıran bir yapım. İzlerken sizi içine alan, tekrar tekrar izlettiren, duygularını sanki içinizde yaşıyormuşçasına şeffat bir şekilde yansıtıp işleyen çok başarılı bir yapım.

          İkincisinin başladığını tesadüfen gördüğümde kendimi izlemekten alamadım. İlk bölümü izler izlemez ilk sezonu tekrar izledim. Yine aynı tadı alarak izledim üstelik. "Ahh özlemişim" dedim bir de üstüne. Her hafta yayınlanan yeni bölümü iple çekişime inat biraz daha sabır diyerek bir önceki haftanın bölümünü tekrar izleyip yeni bölüme geçtiğim, buna rağmen hiç sıkılmadığım şahane birşey benim için.

           Özellikle ikinci sezonun duyguları insanın içine yansıtışı adeta yaşatışı aynı zamanda çok eğlenceli sahneleri ile kendisinden kopmanıza izin vermeyişi... Bir sezon daha olsa ne güzel olur...

         Üçüncü sezon da neymiş 3-5-10 sezon yapsalar izlerim. Her hafta değil her gün izlerim. Tekrarlarını bile severek izleyen beni yeni bölümler için ölürüm ölürüm.:D

          Siz hala izlemediniz mi? Çok büyük kayıplardasınız. Hemen izleyin, Tomoe'yi, Nanamiyi tanımalısınız. Başa karakterler kadar yan karakterini seveceğinizin garantisini de veriyorum üstelik.;)



          Final bölümünü izlemeye kıyamadım sırf onlardan kopmak istemediğimden. O yüzden biraz geciktirdim araya 2 hafta belki de daha fazlası girdi. Aklımın deli gibi dolu olduğu, taşmak ne kelime kusmak üzere olduğu manyak günler geçirmiş olduğum halde üstelik; final beni içine aldı, kalbimden geçti ve sanki hiç kopmamışız hissi verdi.

           Tomoenin kararsız sinirli mutsuz ve utanç yüzüyle hıhlayışı ile biten can animem manganda da görüşmek istiyorum ama 3. sezon senin asıl layığın.:))




Bu anime için daha neler söyleyip neler paylaşmak istiyorum
ama gerek yok içimde kalsın.
İzledikçe nasıl olsa o duygular tekrar tekrar çıkacak içimden...:)

Yinede şunları söylemeden geçmemeliyim sanırım. ;)

Bir erkek sevdi mi tomoe gibi sevmeli, 
her seferinde kırıp kızı öküzlüğünü yapsa da
 işte öyle sevmeli sevdiğini öyle sahiplenmeli. 
Yedisinden yirmi dördüne onu düşünmeli, 
onsuz hiç birşey yapamamalı. 
Bir kız sevdimi Namami gibi çok sevse de 
bilmeli güvenilmeyeceğini kimseye, bilmeli yanlız olduğunu, 
bilmeli kimseye sırtını dayayamıyacağını,
 bilmeli... 
Kalbi onu bırakmak istemese de 
eğer sevdiği onu istemiyorsa
 onun mutluluğu için kendi mutsuzluğuna inat 
onu özgür bırakabilmeli.

7 Nisan 2015 Salı

Geri mi Dönsek Ne ? ! ;)

'K'ore Günlükleri'nden kocaman merhabalar sevgili takipçilerim... yada artık takip etmeyi bırakan bir zamanlar ki takipçilerim....

Biliyorum, biliyorum suçluyum çok suçuluyum. Ben ki söz verdi mi her sözü tutmak için kendimi parçalayan biriyken şimdilerde burayı adeta bir çöl haline getirdim verdiğim sözleri bir kenara bırakıp...

Dizileri izleyip yazmayı bırakın, her yıl yaptığım yeni yıl, yeni yaş, en iyi dizi anketi hatta ve hatta en gözdem MAMA serimi bile terk ettim bu yıl.

Yazmak gibi bir niyetim yoktu aslında. Ta ki bu ana kadar... Şuan içimden buraları bir canlandırmak geldi anlatamam sizleri. Bu istek kaybolmadan hemen gelip saçmalamak istedim bu yüzden.

Bu aralar yaşam enerjisi düşen Kore Günlükleri neler yapıyor bir göz atmak ister misiniz?

          Öncelikle sadece çalışıyor, hayatın zorluklarına engellerine öfleye pöfleye baş ağrıları ile yaşıyor. Ama fark ettim ki bu denli kafama takmamın sebebi olayları kendi dünyamdan, rahatladığım, herşeyi unuttuğum, beni içine alıp götüren; blog, drama, kore, hint dünyası olduğunu fark ettim. Bu yüzden daha az sinirli olmak amacı ile blogcuğumu eski günlerime olamasada eskiye yakın hareketli günleri döndürmeyi hedefliyorum. Öylese gazamız mübarek, Allah yardımcımız olsun.:)

           Kore Günküleri hep pöflemenin yanında.:D her hafta kendisi yarım saatliğine de olsa kaptırdığı bir dünyaya sahipti merak etmeyin. O dünya ki; tek kuyruğu ile 9 kuyruklu tilkilere bir değil bin taş çıkaran bir Tomoe'nin dünyasıydı. Yani amisama Hajimemashita animesinin ikinci sezonunu haftalık olarak takip ettim.
İyi ki ettim. En heyecanlı yerinde bitsede, yeni bölümle birlikte her hafta bir önceki bölümü izliyor olmama rağmen doyamıyor olmama rağmen hayatıma enerji katan, beni yaşama geri döndüren yegane ışık gibiydi her salı...
          Henüz final bölümü izleyemediğim için geniş ayrıntıya girmiyorum. Ama izler izlemez hemen bir yazı ile geleceğim buralara kısmetse inşallah.:)

          Onun haricinden Hyun Bin ssinin dizisini de izlemiş bulundum bir anda. Dizinin ve Hyun Bin in çok eleştiri aldığı duydum. Final bölümünü de az önce izledim hatta. Benim düşüncemi sorarsanız vaktim olursa anlatırım bir gün. Ama her dizi gibi başlarda eğlenceli son bölümlere durağanlaşan hatta bazı bazı abaran durumların olduğu bildiğimiz Kore dizisiydi işte. Ne çok süper diyebilirim ne de çok kötü. Ama söylemeden geçilmeyecek bir noktada da var ki o Soo Hyun hikayesi diziyi ayakta tutan damar olaydı. Olay çözüldü dizinin temposu düştü ne yazık ki...

          Bu da yetmedi bana dizinin hemen arkasıdan başlayan can insan şebelek Yoo Chun'cuğun dizisini de izlemeye başladım. Tabiki YooChun can gerisi heyecan, hele ki başrol kızı Fashion King sağolsun hiç sevmem ama burada sevimli hakkını yemeyelim. Ve dizinin heyecanlı hafif gerilimli polisi tarafımı da var. Daha ne olsun ;)

         Bu arada KoreanTürk ekibinin süper projesinden bahsetmek istiyorum hala duymayan kaldıysa...
Android telefonlarda dizi izleme uygulaması. Görür görmez indirdim ve iş yerimde yemek molalarında kullanmaya başladım. Gerçi sadece bir kaç dakika izleyebiliyorum iş arkadaşlarım ve gıcık müdürüm yüzümden ama olsun. Yanımda ya hep diziler vaktim olsa izlerim rahatlığı yetiyor canıma. Müdürüm gördükçesi çarparım K demese izleyeceğim de, yemiyor işte.:D


          Kore Günlükleri Şubat ayının ilk haftası 4. yaşını da doldurmuş oldu bu arada çingular. Hesaplarken ben bile küçük çaplı bir şok yaşadım ama çaktırmıyorum. Nice yıllara diyorum blogcuğum ve sizlerle...

          Son olarak;
 hayat bizi ne kadar zorlarsa zorlasın,
 insan herşeyden vazgeçiyorda
 kendi olmaktan vazgeçemiyor. 
Kendim olmaktan vazgeçmekten vazgeçişim hatrına
 buralara dönmek ve tutarlı bir şekilde
 buralarda kalmak dileğiyle....
Tekrar görüşelim diyorum çingu canlar...

27 Aralık 2014 Cumartesi

Bana Göre AŞK...



Beynimin içinde yetmiş bin tane cümle var. Hangisini kursam da hangi konudan içimi döksem bilemiyorum. 

O halde bugünün konusu aşk olsun. Zira uzun süredir uzağım kendisinden.

Aşk benim için hiç de hoş bir şey değil. Hep üzen acıdan yaralayan bir şey oldu.

Bir şey aşk… Belli bir şey değil zaten. Herkesin hayatında garip bir şey… Kimsenin anlam veremediği ve genellikle yanlış kişiye olan şey aşk… Olmaması gereken bir şey çoğunlukla aşk…

Gerçek aşk;- bana göre tabi ki- karşılığı olmayan bir şey aynı zamanda… İki insanın birbirini sevmesi başka bir olgu… Aşk her zaman tek başına, aşka yakışan yalnızlık…

Nasıl emin olabilir ki bir insan karşısındakinin kendisine aynı onun sevdiği gibi  deli divane olduğuna…  Her insan çeşit çeşit yaratılmışken, kimse kimseye benzemezken aşk nasıl birbirinin aynı olur… Kimse kimseyi aynı şekilde, aynı derecede, aynı hiddetle sevemez. Aşka yalnızlık yakışır ya, belki de ondan…

Aşk adamı aptal yerine koyar… Siz sanıyorsunuz ki şimdi ben onun gözünün içine baktığımda o da benim gözlerime hayran kalıyor ben onunkilere vurulurken… Yalan… Sırf kandırmacası kalbin, sizi bencilce oyuna getiriyor, ona daha çok aşık olun diye…

Utanmadan bir de rüyalarınıza sokuyor onu. Tüm gününüzü meşgul etmesi yetmiyor da bir rüyalarınızda rahat vermiyor size…

Aslında durup düşünseniz belki de sevmeyeceksiniz onu ama aşk düşünmenize izin vermiyor. Sadece sevgi odaklı kurcalıyor içinizi…

Yakınınıza yaklaşınca, hiç düşünmediğiniz bir anda karşınıza çıkınca bir de pırpır etmeye başlıyor kalbiniz değil mi? Ani tepkiden dolayı korktuğunuz için olmasın sakın o, emin misiniz aşık olduğunuza…

Ama ne zaman onu arasanız, yanınızda olsun isteseniz, inatla kayboluyor değil mi ortadan, tam da ihtiyacınız sadece ona olduğunda, tam da ona sığınmak istediğiniz de yanınızda olmuyor değil mi? Karşılığı olmayan aşk için bu stres sıkıntı niye…

Ama ne zaman lazım olmasa, kızsanız, aşk; hemen dibinizde, içinizde, beyne hükmediyor inatla kalp; “ Düşün onu düşün… Az önce ne yaptı? Şimdi ne yapıyor, düşün” sanki o sizi çok düşünüyor da, çok umurunda ya… Aptal gibi düşünün siz kalbinize yenik düşüp…

İnsan kalbi değişkenliği ile ünlüdür demişlerdi bir dizide… Kalbiyle yaşayan insan, sürekli değişen insan... Seven insan, nefret eden insan, kızan insan, küsen insan, kıskanan insan, bencileşen insan, nefsine yenik düşen insan… Aşkın sabit kalacağına inanıyor utanmadan, hiç bir şeyin aynı olmadığı dünyada, aynı görünen her şeyin bile detaylarda nasıl farklaştığına mantığı ile tanık olan insan, utanmadan aşkın aynı olabileceğine inanıyor işte… Ne cahillik…

Aşk tüm renkleri ile boyanıp geliyor önünüze. Sanıyorsunuz aşk güzel bir şey. Gökkuşağı gibi büyüleyici. Ama büyüğü bozuluveriyor güneş yağmurun taneciklerini kuruttuğunda…

İnsanlara güvenini yitirmiş insanlar, aşktan ölecek de olsalar asla kaybettikleri güvene bir daha sahip olamazlar… Belki de sırf bu yüzden aşka inanmazlar…

İnsan hayatında her şey inanmakla başlar… İman, inanç yaratılış gereği insanın ömrüne, kendine şekil veren görünmez bağdır.

Belki de aşk eskiden gerçekten vardı. İnsanlar birbiri için ölürdü. Şimdi ölen tek şey aşk. 

Eskiden aşık olmaktı belki moda, aşktan ölmek modaydı bekli de… Şimdi aldatmak moda, kandırmak in, dürüst olmak out. 

Yetmez tek kişiyi sevmek, ikisi üçü kaçı sığıyorsa koltuğa, whatappa, facebook a alabildiğince aldırmalı gönlü insanla… Gönül mü tarla mı belli değil mübareğin ki… Hala inanan var mı aşka, böyle örneklere şahit olmaya inat…

Onun saç rengi güzel, bunu şekli, onun kaşı güzel, bunu gözlerini fena… Ana fena harbi kaç kaç çok fena… Kız bizi gözüyle öldürecek hacı kaç kaç…

Eskiyi bilmem de aşk şimdi heves… Gözü, kaşı, saçı, ortamın ambiyansı güzelken insana rüzgar gibi esip geçen bir şey artık aşk… Seninle olan birkaç zaman sonra başkasıyla olacak…

Sen hala bana aşık olacak diye inan, kandır kendini… aptal…
Hemen salak gibi gelecek hayalleri kur saniye başına yedi yüz elli tane…


Kızın tekiyle samimi olduğu vakit kıskan hemen mal gibi salak… Sanki senin tapulun… Zaten tapulun olsa da sen yokken ne haltlar karıştırdığını nereden bileceksin insan… Aşık bana ben biliyorum, üzerime titriyor… Tabi canım, insanlar böcek gördü mü hemen öldürmek için onunda üzerine titriyor. Böcek sanıyor mu insan bana aşık… Böcek insandan daha akıllı yeminle, kaçıyor hemen…

Ama beni çok kıskanıyor…
Kıskanır bak buna karşı çıkamam, bazı insanlarda bencillik, ego alıp başını yürümüşken, bu mümkün… adres soran kadına sırf benimle konuşmak için sordu. Oğlum çok yakışıklıyım, acayip karizmayım kafasındaki adamı biliyorum yavrum ben… Sen onun karizmasını ezip geçtin, dünyanın en yakışıklı adamı dururken sen aptallık edip başkası ile konuştun ne gerek var. O varken, onun egosunu daha da şişirmesi gerekirken onu bundan mahrum ettin, neden… Nasıl yaparsın bunu nasıl… Tabi kıskanacak seni armut…

Evleneceğiz biz, durum çok ciddi…
Evlenin, evlenin zaten. Asıl hikaye o zaman başlıyor. Çocuklara masalları yasaklamalılar bence. Küçücükken insanın bilinçaltını yalanlarla dolduruyorlar resmen. Kimse evlenince musmutlu sona ulaşmıyor, evlilik son değil, acayip fena bir başlangıç…

Çok fena… evliğin çok fena türleri var artık… Ama öyle sanıldığı gibi acayip mutlu, pembe bir dünyası yok dünya evinin. Dünya çok güzel bir yermiş sanki de dünya evi demişler. Dünya çok fena bir yer biz bir ev yaptık da sığındık işte. Ev samandan yalnız… rüzgar geliyor ufluyor, tilki geliyor üflüyor, kurt geliyor üflüyor, ekonomi geliyor üflüyor, kayınlar geliyor üflüyor, arsız kadınlar, utanmaz adamlar geliyor üflüyor. İlla biri geliyor üflüyor. Ev bir oyana sallanıyor bir bu yana sallanıyor. Malzeme çürük artık ne yapalım… Her zaman sağlam kalamıyor bu ev bu dünyada… İnanmazsan her yıl artan boşanma istatistiklerini incele. Hadi ben yalancıyım, devlette mi yalan söylüyor. Gerçi toplasak devlet vatandaştan, her ülke ve millette daha çok yalan söyler ama neyse…

Hadi diyelim üflediler, yıktılar, sen yeniden diktin, onlar yılmadı yıktı, sen yeniden diktin, diktin…, diktin…, hep sen diktin…  nereye kadar sen. Nereye kadar kaldıracak bünyen bu kadar yıkımı, bu kadar zorlanmayı, unuttun mu sende insansın. Mutlu olmaya hakkın yok mu? Huzura ihtiyacın yok mu? Sevmenin de sınırı var. Onu sevdiğinin dörtte biri kendini sevsen ölür müsün abla… Böylede öleceksin zaten boşver. Bir de diğer türlü ölmeyi dene bakalım. Kendini severek öl en azından. Asılını istersen en çok Yaradan’ı sev abla… yaratılanı değil…

Hiçbir kul o denli çok sevilmeye layık değil aslında, onu yaradan, onunla birlikte her şeyi, seni, kainatı Yaratanı sevmek var… Aşk bence en çok Allah’ı sevmek için… Aşkın en güzel hali, en özel, en doğru hali Yaradan’ı sevmek, gerisi hep yarattığından ötürü sevilse yeter… Olması gereken sınır bu cümle Yunus Emre’nin de demek istediği gibi…

Ah bir de biz acizler bunu fark edebilsek…

1 Ekim 2014 Çarşamba

MİM: Devam Etmesini İstediğimiz Diziler

          Güzel bir mimle daha karşınızdayım sevgili çingular.
Sena Türk çingum bana çok güzel bir mim paslamıştı yakın zamanda. Severek izlediğimiz Kore Dramalar'dan devam etmesini istediklerimiz mutlaka olmuştur hepimizin. Hele ben ilk zamanlar biten her dizinin ardından içimde bir burkulma olurdu. Yavrusunu uzak diyarlara okumaya gönderen anne gibi içimde bir üzüntü olurdu. Zamanda bu üzüntünün yerini ne zaman bitecek bu dizi cümlesi alsada hala olsada izlesem dediğim dizilerim var. Liste daha uzundu ama sadece sevdiğim yapımlardan oluşsun istemedim, ince eledim-sık dokudum ve hepsinin altına nedenleri ile birlikte düşüncelerimi. Bakalım aynı sebeplerimi paylaşıyor musunuz sizlerde benimle...

1. Dae Jang Geum:



Bitmesi bende büyük hüsranlar yaratan dizi. Öyle ki onun bitişi beni bir dönem kore dizisi izlemeye küstürmüştü resmen. Hiç beklemediğim bir anda ekranda suratıma patlayan "Son" yazısı... ah...~




2. You're Beautiful:

Şuan ki birikimle ilk kez izleseydim eğer bilmiyorum ne hissederim ama bu dizinin yeri bende apayrıdır izlediğim günlerden beri... Bittiğine, onlardan ayrı kaldığıma yanmanın yanında; öyle saçma, öyle dandik bir finalle bitmesi hepimizin devam etmeliydi hissini dürüklemiştir eminim.


3. Capital Scandal:

Güzel, kaliteli hikaye, kaliteli oyunculuk ve az rastlanır güzel heyecanlı bir finalle son bulan dizi. Devam etseydi listemde olma sebebi ise Kang Ji Hwan - Han Ji Min uyumu sadece. Yoksa ben finalden çok tatmin olmuş olarak bitirdim dizi. Diğer diziler gibi son dakika mutluluğu yaşatsa da izleyici onun tadı tam da o dizide aranan tatdı benim için.:)

4. Pasta:

İzledikçe spagetti yapasım yiyesim gelen, iştahımı kabartan izledikçe izlemek istediğim ilginç şef replikleri ile bayıldım dizilerden biri. Bir Pasta daha gelmedi herhalde drama alemine. Geldi de ben kaçırdıysam gözümden, hemen haber verin izleyeyim.:)


5. 49 Days:

49 günlük bir ömrü anlatan tam da bitmesi gerektiği şekilde biten bir diziydi aslında. Aynı zamanda benimde en sevdiğim gözüm kapalı her insana önerebileceğim bir numara dizim. O zaman bu listede ne iş var derseniz... sebebi Ruh bekçisiydi. Ruh bekçinin maceralarının olduğu eğlenceli fantastik bir sitcom yapabilir diye düşündüm bir anda.:))


6. Rooftop Prince:


Tarihten gelen adamların modern dünyaya ayak uydurma çabaları çok eğlenceliydi. O tarz diziler yapsalarda izlesek çok sevinirim. Bunun haricinde bu dizinin adam gibi bir mutlu sona kavuşması için ikinci sezonu olsa ne güzel olur. Prens tekrar geleceğe gelse yaverleri ile hatta yaverleri kendi gelinleri falan getirse tarihten. Gelinler Park Ha'nın başına bela olsa falan... Çok hoş bir ikinci sezon çıkar bence karşımıza.:D

7. A Gentleman's Dignity:


Bu ajussiler can yahu... Onların eğlenceli geçmişi ve geleceği izlenmez mi?



8. Big:


Resmen ortasından kesip atılmış hissi veren anlamsız mantıksız finaliyle biten dizi... Kesinlikle devam etmeli ki kafamıza bıraktığı bin tane soru işaretinin en azından bi kısmını cevap versin.


9. Reply serisi:

1997'si ve 1994'ü ile bizi kendine farklı oyuncular ve hikaye ile bile bağlamayı başaran bir seri... 2000'lerini de çıkarsalarda izlesek...:D




10. Flower Boy Serisi:
TvN'in ardı ardına üç yıl boyunca yayınladığı farklı hikaye ve farklı oyuncularla ve bizi çiçek oğlanlarla buluşturduğu bu seriyi her yıl görmek istiyorum ben.:))

11. Let's Eat:

Uzun süre sonra, izlediğim 120. KDramam olmasına rağmen beni kendine bağlamayı başaran başarılı bir yapım benim gözümde. Bittiğine çok üzülmüştüm, ben ne izlicem şimdi diye dertlenmeme sebep olan dizi... Oysaki çok tadında bitmiş bir dizi ama daha olsa ben izlerim.



          Sadece KDramalar değil benim devam etmesini istediğim JDramalar ve Animelerde var. Ama onları yazarsam bu liste alır başını gider. Kimse sonuna ulaşamaz herhalde. Devam etmesini istediğim Japon yapımların genelde manga uyarlaması olduğunu için devamlılık hissi uyandırması çok normal zaten.:))

         Ve geldik bir mimin daha sonuna... Sıra geldi mimi paslamaya... Eğer yazmadılarsa mimi;
canım dongsaenglerimin Çaylak Agasshi ve Bunalık Beyin çingularıma gönderiyorum. İkisininde listesini merak ediyorum...:)

29 Eylül 2014 Pazartesi

Bir Mim Daha...

          Merhaba sevgili çingular... Yeni arka planımızla karşınızdayız tekrar. Yeni yayın dönemine giren tv kanalları gibi bende sürekli yazma isteği hissettikçe değişikliğe uğrattığım blogumda yeni bir önyüzle daha karşınızdayım. Mevsimlerin ve insanları sürekli değişim halinde olduğu şu dünyada ben blogcuğumun tasarımı ile oynamışım çok mu? :))
           Yeni rengimize bir mimle hoşgeldiniz demek istedim ve sevgili loverK bana göndermiş olduğu soruları cevaplamaya koyuldum.:))
  1. Bu gece öleceğinizi bilseniz bazı insanlara bazı şeyleri söylememiş olmanın pişmanlığını hisseder misiniz? Peki neden söylemediniz?
          Ölmemle alakası olur mu bilmiyorum ama zaman zaman bazı şeyleri söylemediğim için pişmanlık duyduğum oluyor. Bunun sebebi de söylemem gereken anda aklıma gelmeyip sonradan gelmesi sözlerin. Onun dışında saklanması gereken herşey ilahi güçle saklanmış zaten. Söylenmemesi daha hayırlı demekki...;)

       2. Günün birinde çocuğunuzun doğduğu hastanede bir yanlışlık yapıldığını ve çocukların karıştığını öğrenseniz, kendi çocuğunuzla sizin büyüttüğünüz çocuğu değiştirir misiniz?

          Değiştirmem. İkisini de kendi nüfusuma alırım, vermem.:))
(Evlenmek çocuk yapmak gibi planları hayattımdan silip attığım için ciddi düşünüp cevap veremiyorum ama içinden çıkılması zor bir durum, Allah korusun.)

         3. Hayalinizi süsleyen bir yerde bir hafta tam porsiyon, harika bir tatil için uçan bir kelebeği yakalayıp, ayaklarınız ve kanatlarını koparır mıydınız?

          Koparmazdım, günahtır. Bir haftalık mutluluk için gelecek hayatımı yakamam valla.:)

          4. Bir yemeğe davetlisiniz ve önünüze tanımadığınız bir yemek konuyor. Tuhaf haline ve pek iştah açıcı görünmemesine rağmen tadına bakar mısınız?

          Bakarım, hatta bakmışlığımda var...


          5. Sevdiğiniz biri için yalancı şahitlik yapar mıydınız? Örneğin bir yayaya çarptığında, direksiyonda dalga geçtiğine rağmen, çok dikkatli kullandığını söyler miydiniz? (anne, baba, eş, sevgili)

          Söylemem. 

          6. Yetişme tarzınızda değişiklik yapma imkanınız olsa ne değiştirirdiniz?

          Biraz daha özgüven sahibi olup insanlarla hemen samimiyet kurabilen biri olmak istediğim çok zaman oldu. Ama yine de kendim olmaktan mennumun aşağı yukarı. Bende eksik olan tek şey cesaret bunu da bana ailem sağlayamaz ne yazık ki , doğuştan eksik bende...

          7. Eviniz ve içindeki eşyalarınız yanıyor. Ailenizi, kendinizi ve köpeğinizi kurtardıktan sonra bir kez daha içeri girme şansınız var. Ne kurtarırdınız?

          Kuran'ımı, ailemin ilaçlarını, cdlerimiz, makyaj mazemelerimi, cüzdanımı, telefonumu,... sanırım ben evin için yandım baya baya...:D

          8. Yarın sabah başka birinin kimliğinde uyanma olasılığınız olsa, bunu değerlendirir miydiniz? Kimi seçerdiniz?

         Siwon'un karısı olarak uyanmayı...Şaka yapıyorum sadece ciddiye almayın sakın...

Başka biri olarak uyanmaktan çok ailemle mutlu huzurlu olduğum günlere uyanmayı isterim sadece.:))

Bir mimin daha sonuna geldik. 
Mimi paslama konusundaki yetersizliğimle;
 soruları cevaplamak isteyen herkese gönderdim gitti...:))